Zülfikar Doğan
May 19 2019

YSK Erdoğan’a tüyo mu verdi?

Türkiye 29 Ekim 2023’te noktalanacak ‘100’üncü yıllar’ sürecine ilk adımı, 19 Mayıs 1919’un 100’üncü yılı kutlamalarıyla attı.

Mustafa Kemal Atatürk’ün, emperyalist işgale karşı Milli Mücadele ve Ulusal Kurtuluş savaşını başlatmak üzere, İstanbul’dan bindiği Bandırma isimli Taka’dan bozma vapur ile Karadeniz kenti Samsun’a çıkarak, Anadolu’ya geçişi ve Kuvay-ı Milliye örgütlenmesini başlattığı 19 Mayıs günü, daha sonra ülke gençliğine armağan edilen ulusal bayrama dönüştü.

Ancak, 100 yıl önce ulusal birliğin sağlanarak, işgalci devletlere karşı mücadeleye ortak edilmeye çalışıldığı sürecin 100’üncü yılının kutlandığı 19 Mayıs 2019’da, Türkiye siyasetinde tam tersi bir görüntü söz konusu.

O tarihte, iktidar mücadelesini geri plana iterek önceliği emperyalizmin yenilgiye uğratılmasına veren Mustafa Kemal ve arkadaşlarının aksine, 19 Mayıs 2019’da Samsun’da düzenlenen resmi devlet töreninde, ayrışma, kamplaşma, siyasi kavga atmosferinin yüzlere yansıdığı görüntüler, kameralara yansıdı.

Öyle ki, siyasi kavgaların ve karşıtlıkların ucu, iktidar ittifakının muhalefeti ve muhalefete destek veren toplum kesimlerini, terörist, hain ilan etmesine kadar dayanmış durumda.

AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın başkanlığında düzenlenen törenlere halkın yaklaşık 7 milyon oy vererek, üçüncü parti konumuna getirdiği, kendisini temsil etmesi için Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne (TBMM) gönderdiği Halkların Demokratik Partisi (HDP) çağrılmadı. Milyonlarca seçmenin oyunu alan HDP, Erdoğan ve ittifak ortağı MHP tarafından terör örgütüyle eş tutuluyor, devlet protokolünden, resmi programlardan dışlanıyor. Oysa Kürtler de ulusal kurtuluş savaşında ön saflardaydı.

Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) lideri ve genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ise bir gece önce Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından gençlerin katıldığı televizyon programında adeta yerden yere vuruldu, hakaretlere maruz bırakıldı. 31 Mart seçimlerinde hile-şaibe yapmakla, oyları çalmakla suçlandı.

Erdoğan, İstanbul seçimlerinin iptaline karar veren Yüksek Seçim Kurulu (YSK) üyelerine “7’li çete” diyerek tepki gösteren CHP lideri için YSK yargıçlarına; “Kılıçdaroğlu’nu dava edin, hakaret davası açın, dokunulmazlığının kaldırılmasını isteyin” çağrısında bulunuldu.

Buna rağmen CHP lideri Samsun’a giderek resmi törenlere katıldı. İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener de davet edildiği için Samsun’daki kutlamalara katılmayacağını açıklayan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ise Akşener’in törene katılmama kararı üzerine, son anda Samsun’a gitmeye karar verdi.

Ulusal Kurtuluş Mücadelesinin kritik dönüm noktalarının her birinin artık 100’üncü yıl dönümünün kutlanacağı bir sürece girilmesine karşın Türkiye’yi yönetenler, bu önemli günlerde ve anmalarda aynı yerde olamayacak kadar birbirine tahammülsüz, sevgisiz, kin dolu.

Liderlerin bu tutumu, toplumu da etkiliyor. Herkesin dilinde “birlik-beraberlik” sözcüğü olmasına karşın, aksine ayrışma, çatışma, kavga ve artan nefret ön planda.

31 Mart seçimlerinde özellikle Cumhur İttifakı’nı oluşturan AKP ve MHP liderleri Erdoğan ve Bahçeli “beka” sözcüğünün arkasına iliştirdikleri “Zillet/İllet İttifakı” söylemiyle, muhalefete karşı meydanların tepkisini kabartmaya ve oya tahvil etmeye yöneldi.

Önemli bir ulusal bayramın 100’üncü yıl kutlamasında bile bir araya gelemeyen liderlerin şimdi tüm hedefi, YSK’nın iptal ettiği, 23 Haziran’da yenilenmesini kararlaştırdığı İstanbul seçimleri.

CHP lideri Kılıçdaroğlu, iptal yönünde oy kullanan 7 yüksek yargıcın AKP ile bağlantılı olduğunu, AKP’ye yol gösterip, gizli mesajlar göndererek itiraz başvurularını yönlendirdiğini, iptal senaryosunu AKP ile birlikte yazdıklarını savunuyor.

Erdoğan ve AKP sözcüleri ise YSK’nın bağımsız ve tarafsız bir yargı kurumu olduğunu, parti olarak YSK’ya sundukları delillerin çok güçlü olmasından ötürü iptal kararının çıktığını iddia ediyor.

Ancak  kişisel verilerin korunması ve özel hayatın gizliliği yasalarına rağmen, AKP’nin sandık kurulu başkanları ve yardımcılarının kamu görevlisi olup olmadıkları, hangi kurumda çalıştıkları TC Kimlik ve sosyal güvenlik numaralarıyla aile ve yakınlarının özel bilgilerine nasıl ulaştıkları sorgulanıyor. YSK bugüne kadar yapılan hiçbir seçimde bu bilgileri siyasi partilerle paylaşmadı.

İstanbul için 6 Mayıs’ta verilen iptal kararı sonrasında ise ilk kez YSK sandık kurulu başkan ve yardımcılarıyla ilgili bilgileri siyasi partilerle paylaşacağını açıkladı. Ayrıca kısıtlı, özürlü, engelli, hükümlü seçmenlerle ilgili olarak yine partilerle paylaşılmayan, sadece İçişleri, Adalet, Sağlık bakanlıklarının sahip olduğu on binlerce bilgi ve belgenin AKP tarafından iptal itirazında YSK’ya delil olarak sunulması, tartışmaları büyütmüş durumda.

CHP hukukçuları, kişisel ve özel hayata dair bilgilerin nasıl elde edildiğinin YSK tarafından sorgulanması ve delil olarak kabul edilmemesi gerektiğini belirterek, AKP’nin kişisel verilerin gizliliği ve özel hayatın korunması yasalarını ihlal ettiği gerekçesiyle suç duyurusunda bulundu.

Diğer yandan AKP’nin 31 Mart’ta sandığa gitmeyen seçmenlerle tek tek nokta atışıyla ve birebir ilişkiye geçerek sandığa gitme ve AKP’ye oy verme stratejisi uygulamaya yönelmesi de muhalefetin sert çıkışına neden oldu. CHP, oy kullanmayan, sandığa gitmeyen 1,5 milyonu aşkın seçmenin isim ve adres listelerini AKP’nin nasıl ve kimden elde ettiği sorusunu gündeme getirerek, YSK’ya ve seçim kurullarına bu verilerin kendileriyle de paylaşılması çağrısında bulundu.

Hukukçular, YSK’nın gizli verileri temin edip delil olarak sunan AKP’nin itirazını kabul edip, bu delillere dayanarak seçimi iptal etmesinin çok tehlikeli bir yolu açtığı görüşünde. YSK’nın aynı zamanda bir yüksek yargı kurumu olması yanında, kararlarının kesin ve itiraz yolunun kapalı olduğu vurgulanarak, alınan kararın emsal niteliğinde değerlendirilmesi gerektiği dile getiriliyor.

Yasal güvence altındaki özel hayatın gizliliği ve kişisel verilerin korunması hakkındaki kanunlara rağmen, AKP’nin bu bilgilere ulaşıp YSK’ya sunması, bu verileri korumak, kayıtları tutmakla mükellef kurumların bunları AKP’ye “el altından” verdiğini işaret ediyor. Hukuki olmayan yollardan elde edilen bu verileri, YSK yüksek yargıçlarının reddetmesi, nasıl elde edildiğini sorgulaması ve AKP hakkında savcılıklara suç duyurusunda bulunması gerekirken, YSK’nın bunları kabul edip, iptal gerekçesi yapmasının tehlikeli bir yolu açtığı ifade ediliyor.

Dolayısıyla ileride birileri herhangi bir kişinin ya da YSK yargıçlarının özel hayatıyla, kişisel verileriyle, aileleri ve yakınlarıyla ilgili korunması gereken bilgilere hukuki olmayan yollardan ulaşıp bunları kullandığında ve buna karşı dava açıldığında, YSK kararı emsal olacak.

O yüzen de muhalefet, AKP’nin itirazlarını delillendirmesi için YSK’daki bazı üyelerin bu yöntemi önerdiği ve bunun sonunda itirazı kabul ederek iptal verdiği görüşünde. YSK’nın 6 Mayıs’ta İstanbul seçimlerini ele alacağı toplantıdan iki gün önce, Ankara’da seçimi kaybeden AKP adayı Mehmet Özhaseki’nin “İstanbul seçim koordinatörü” olarak görevlendirilmesi, AKP’nin YSK’nın iptal kararı vereceğini önceden ve içeriden öğrendiği, alınacak kararı bildiği şeklinde değerlendirildi.

İptal kararının üzerinden geçen iki haftaya rağmen hâlâ gerekçeli kararın açıklanmamasına tepki gösteren Kılıçdaroğlu ve diğer muhalefet sözcüleri, YSK’nın karara gerekçe uydurmaya çalıştığını öne sürüyordu. CHP lideri gerekçeli kararın AKP hukukçularıyla birlikte yazıldığı iddiasını da gündeme getirdi.

Diğer yandan AKP’nin 31 Mart’ta sandığa gitmeyen seçmenleri tek tek nokta atşıyla ve birebir ilişkiye geçerek sandığa gitme ve AKP’ye oy verme stratejisi uygulamaya yönelmesi de muhalefetin sert çıkışına neden oldu. CHP, oy kullanmayan, sandığa gitmeyen seçmen listelerini AKP’nin nasıl ve kimden elde ettiği sorusunu gündeme getirerek, YSK’ya ve seçim kurullarına bu verilerin kendileriyle de paylaşılması çağrısında bulundu.

Ancak AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan 18 Mayıs Cumartesi akşamı katıldığı canlı yayında, YSK’nın gerekçeli kararının Pazartesi günü açıklanacağını söyledi. Erdoğan’ın bu sözleri bir kez daha YSK içinden AKP’ye “tüyo” gittiği, bazı YSK üyesi yargıçların AKP ile irtibatlı şekilde “bilgi sızdırdığı” iddialarını teyit etti.  

Şimdi merak edilen şey ise daha önce seçimde şaibe iddiasını gündeme getiren Erdoğan ve AKP sözcülerinin son günlerde bu söylemlerini “oylarımız çalındı” şekline dönüştürmeleri.

Siyasi kulislerde, YSK’nın 6 Mayıs’ta açıkladığı kısa kararının dışında, şayet açıklayacağı uzun gerekçeli kararında, “bazı oyların çalındığı ya da yok edildiği” şeklinde bir görüş ve değerlendirmeye yer vermesi durumunda, bunun AKP-YSK işbirliğinin ve gerekçeli kararın AKP ile “ortaklaşa yazıldığının” kanıtı olacağı dile getiriliyor.

AKP’nin 23 Haziran seçim kampanyasını “oy çalma” üzerine inşa ederek, seçmeni buna inandırmaya çalışacağı, YSK’ya da “bu yönde bir ifade ya da imaya” gerekçeli kararda yer vermesi için baskı yaptığı, kararın yazımının uzamasının bundan kaynaklandığı öne sürülüyor.

© Ahval Türkçe

 

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.