Yaşar Yakış
May 09 2019

YSK'nin geçmişteki uygulamalardan sapan İstanbul kararı

Türkiye’nin iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), Yüksek Seçim Kurulu’na (YSK), 31 Mart’taki Türkiye’nin son seçimlerinde usulsüzlükler yapıldığını iddia ederek, seçimin sadece bir bölümünün iptalini isteyen bir başvuru yaptı.

Bu seçimlerde seçmenlerin dört farklı aday kategorisi seçmeleri bekleniyordu: mahalle ya da köy muhtarları, ilçe belediye başkanları, belediye ve il meclisleri üyeleri ve büyükşehir belediye başkanları. Buna göre, seçtikleri siyasi parti için oy pusulasının ilgili yerini damgalayıp sandık kutusuna atmaları bekleniyordu.

AKP, 3 bin 500 seçim komitesi üyesi ile 225 seçim komite başkanının devlet memuru olmadığı iddiasıyla, yalnızca İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminin iptalini istedi. Başka bir deyişle, aynı komitelerin görev yaptığı diğer seçimlerin iptal edilmesini talep etmekten imtina etti.

YSK, Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminin iptalini, aralarında YSK Başkanı Sadi Güven’in de olduğu dört aleyhte oya karşı yedi lehte oy ile onayladı.

YSK’nin kararı, iktidar partisi tarafından rahatlama, ana muhalefet partisi tarafından protesto ve pek çok diğer unsur tarafından şüphe ile karşılandı.

Geçmişteki uygulamalardan sapması nedeniyle bu karara pek çok itiraz var.

Bunlardan birincisi, bir siyasi partinin usulsüzlük konusunda itirazı olması durumunda, YSK tarafından belirlenen son teslim tarihinden önce şikâyetini yapması gerektiği idi. 31 Mart seçimleri için bu son tarih 2 Mart idi. Buna benzer pek çok talep, 2 Mart'tan önce sunulmadığı gerekçesiyle reddedildi. Bu uygulamaya rağmen, AKP'nin talebi işleme alındı ve sonrasında da talep kabul edildi.

Beş yıl önce, YSK Başkanı Sadi Güven düzenlediği basın toplantısında, “YSK tarafından belirlenen son tarihten sonra seçmen listesini yeniden incelemek mümkün değildir. Seçilen belediye başkanına verilen belgenin kendisine seçildiğini bildirmek için geri çekilmesi mümkün değildir. Usule ilişkin usulsüzlük varsa, seçimler bu nedenle iptal edilemez. Bunun yerine, usulsüzlüğü yapanlar ceza mahkemesinde yargılanırlar” demişti.

YSK Başkanı, 2014 yılındaki pozisyonunu korudu ve son İstanbul seçimlerinin Belediye Başkanlığı bölümünün iptaline karşı oy kullandı.

İkinci itiraz konusu, usul tutarsızlıklarının seçmenlerin tercihlerinin üzerinde değerlendirilmemesi gerektiğidir. Geçmiş uygulamalar da bu kuralı onaylar şekildedir. Aslında, 2017 yılında yapılan bir başka seçimde, pek çok seçim bölgesinde birçok damgasız zarfın varlığı tespit edilmişti.

Ana muhalefet partisi Halk Cumhuriyetçi Partisi (CHP), o zamanlar damgalanmamış zarflardaki oyların geçersiz sayılması yönündeki talebini YSK’ye bildirmişti.

YSK, seçmen seçiminin böyle bir usulsüzlüğün üstünde olduğu gerekçesiyle talebi reddetti. Şimdi ise, YSK bu uygulamadan önemli ölçüde bir sapma göstererek, seçim komitesinin oluşumu gibi usule ilişkin bir tutarsızlığı seçmen seçiminin önüne koyarak, 31 Mart seçimini iptal etti.

Üçüncü itirazın konusu, YSK'nin yalnızca Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimin iptal etmesidir. Diğer seçimleri iptal etmedi. Başka bir deyişle, seçmen dört oyu bir zarfa koyarsa, seçmen seçiminin ayrılmaz bir parçasını oluşturur. YSK, yalnızca Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimiyle ilgili bölümü iptal etmeye karar vererek, seçmenin seçimini dörde ayırıyor; geri kalan üçünü geçerli sayarken, Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerini geçersiz sayıyor.

Bu, AKP'nin, sandalyelerin çoğunluğunu kazandığı il ve belediye meclislerindeki bu çoğunluğu kaybetme riskini almak istemediği için, seçimin diğer bölümlerinin iptal edilmesini istemekten kaçınıp kaçmadığı sorusunu gündeme getirmektedir.

Türkiye’nin eski cumhurbaşkanı Abdullah Gül, bir muhabirle konuşurken anlamlı bir yorum yaptı. Dedi ki: “Bir güç pozisyonuna geldiğimizde, geçmişte bize yapılan haksızlığı başkalarına yapmamalıyız.”

YSK'nin gerekçeli kararını on beş gün içinde açıklaması bekleniyor. O zaman, yedi YSK üyesini İstanbul seçimlerinin sadece bir parçasını iptal etmeye nasıl karar verdikleri hakkında daha fazla bilgi sahibi olacağız.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.