Nikolas Birbari
Eyl 11 2019

Türkiye’nin ‘mavi vatan haritası’ ve ‘kapıları açarız’ söylemi Yunanistan’ı endişelendiriyor

Yunanistan’ın son zamanlarda Türkiye’yi ve özellikle Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın söylemlerini mercek altına almasının iki nedeni var.

Türkiye’de yayınlan ve Cumhurbaşkanı tarafından benimsendiği gözlenen ‘mavi vatan’ adındaki haritada maviye boyanmış Ege Denizi’nin yarısının ve Türk kıyılarına yakın Yunan adalarının Türkiye’nin egemenlik sahası içinde gösterilmesi Yunanistan’da büyük yankı uyandırdı.

Ege Denizi’ndeki kıta sahanlıkları ve bunu izleyen Münhasır Ekonomik Bölgeler (MEB) henüz belirlenmemişken; Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da bu haritanın önünde poz vermesi, soruna “resmiyet kazandırma çabası’ olarak yorumlandı.

Yunanistan ile Türkiye arasında 1976’dan bu yana süregelen Ege anlaşmazlıkları sürerken, böyle bir haritanın yayınlanması bir dizi soru işaretini de beraberinde getirdi.

Türkiye’nin aynı anda, -dünya ülkeleri arasında yalnız Türkiye’nin tanımadığı- Kıbrıs Cumhuriyeti’nin MEB sahası içinde sürdürdüğü hidrokarbon arama faaliyetleri ve Rodos ile Girit adalarının yakınına kadar olan deniz bölgelerini kendi MEB alanlarına ait olduğunu gösteren haritalar da  “diplomatik üsluba ve iyi niyet gösterilerine aykırı” kabul ediliyor.

Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Dendias, “…Türkiye’nin ne yapmaya çalıştığını gerçekten anlamaya çalışıyorum, kendimi onların yerine koymaya çalışıyorum ama yine de anlayamıyorum. Egemenlik sahaları ya da MEB alanlarının eline bir kalem kâğıt alıp harita çizmekle belirlenemeyeceğini dünya âlem bilir. Egemenlik sahaları uluslararası anlaşmalarla, hukuk kurallarıyla belirlenir. Gelişigüzel haritalar çizmesi ve bunları yayınlayarak resmileştirmeye çalışması, tehditkâr bir dil kullanması Türkiye gibi ciddi bir devlete yakışmıyor”  yorumunu yapıyor.   

Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun son Kıbrıs ziyaretinde dile getirdiği tehditkâr ifadelerin de “ciddi devlet adamlığına yakışmadığı” düşünülüyor.

Çavuşoğlu’nun “Ne AB ne Yunanistan; kim olursa olsun bizi kimse engelleyemez, biz bildiğimizi yaparız. İstediğimiz yerde sondaj yaparız. Kıbrıs müzakerelerini başlatmayız. Maraş’ta Türk konsolosluğu açarız...” şeklindeki sözlerinin, Türkiye’nin haklılık payları olan yönlerini de haksız duruma getireceğini inanılıyor.

Örneğin “Doğu Akdeniz’de Enerji” konulu ve kapalı kapılar ardında düzenlenen bir konferansa katılan Türk enerji uzman ve diplomatların Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de sahip olduğu hakları, kullandıkları nezaket dili ve diplomatik üslup sayesinde dinleyicileri ikna etmeyi başarmaları üzerine  kahve molalarında “..bu dili niçin sizin büyükleriniz de kullanmıyor? Erdoğan niçin hep tehditkâr bir dil kullanıyor? Niçin haklı durumdan haksız duruma düşürüyorsunuz kendinizi?” gibi sorulara muhatap oldular.

Yunan Dışişleri’nin resmi görüşü de, “Türkiye’nin elbette Akdeniz’de doğal hakları var. Ancak bu haklarını uluslararası hukuk kurallarına uygun olarak kullanmalıdır. Keyfi faaliyetlerle ya da tehditkâr hatta provokatif ifadelerle kendisini bölgede yalnızlığa itmekten başka bir şey başaramıyor” doğrultusunda.

Türkiye’nin iç ve dış politasını yakından izleyen Atina Panteion Üniversitesi’nden siyasal bilimler ve uluslararası ilişkiler profesörü Konstantinos Filis ise,  “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gerek içteki siyasi gelişmelerde gerek Suriye’de gerekse ABD ve AB ilişkilerinde köşeye sıkıştığının farkında olduğu için içteki tribünlere oynadığına ve tehditkâr bir dil kullanarak dikkatleri Ege ve Doğu Akdeniz’deki gelişmelere çevirmeye çalıştığına” inanıyor. 

Prof. Filis’e göre “Türkiye Ege anlaşmazlıkları ve Doğu Akdeniz konularında, kendisine en yakın olan Yunanistan ile oturup anlaşması gerekirken sürekli tehditler savuruyor.  Türkiye’nin bu tehditkâr söylem ve tavırları, örneğin ne Ege’deki kıta sahanlığının belirlenmesi için gerekli koşulları yaratıyor; -Kıbrıs sorununu tıkaması bir yana- ne de Doğu Akdeniz’de enerji alanında işbirliği yapan Yunanistan, Kıbrıs, Mısır ve İsrail gibi ülkelere katılması için gereken iyi niyeti yaratabiliyor.”

Prof. Filis’in Yunanistan’ı ayağa kaldıran ‘mavi vatan’ haritasında Ege’nin kıta sahanlıkları ile ilgili ilginç tespitleri de var.  

Buna göre “Aslında ne Türkiye ne de Yunanistan, Ege’deki kıta sahanlıklarının belirlenmesi için uluslararası hakemliğe ya da mahkemelere başvurmaya yanaşmıyor. Bunun nedeni ise mahkemenin vereceği kararın bağlayıcı olması. İki taraf da bugüne dek kendisine ait olduğunu varsaydığı bölgelerin -küçük bile olsa- bir bölümünün karşı tarafa verilmesine hükmedecek olası bir mahkeme kararını kendi kamuoyuna nasıl izah edeceğini bilemiyor. Bu yüzden ‘milli ödün vermekle’ suçlanıp iktidardan düşürüleceğinden endişe ediyor.”

Filis’in teorisine göre: “Durum böyle olunca kıta sahanlıklarının belirsizliği ve sürüncemede kalması şimdilik her iki tarafın da işine geliyor.”

Ancak Sezar’ın hakkını Sezar’a vermek gerekirse, Yunanistan’da yayınlanan Ege ve Doğu Akdeniz’deki MEB alanlarını gösteren haritaların da gerçekle ilgisi yok.   

Türkiye’de yapıldığının aksine Yunanistan’da resmiyet kazanmayan ve sadece haber sitelerinde yayınlanan bu haritalarda, Türkiye’nin Akdeniz’deki sahilini görmezden gelircesine Yunanistan’ın MEB alanının -aradaki büyük mesafeye rağmen- Kıbrıs’ın MEB alanı ile birleştirilerek gösterilmesi doğal olarak Türkiye’nin tepkisine yol açıyor.

Yunanistan’ın ön plana çıkardığı diğer bir sorun, son zamanlarda Türk kıyılarından Yunan adalarına geçen sığınmacıların sayıca artması. Bu artışın, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Avrupa ülkelerine seslenirken “Suriye’de güvenli bölgeye yardım etmezseniz, sığınmacılara Avrupa kapılarını açarız” şeklindeki sözlerine denk gelmesi, Yunanistan’da panik havası estirdi. 

2016’da AB ile Türkiye arasında imzalanan göçmen iadesi sözleşmesinden bu yana Yunan Adaları’na geçen sığınmacı sayısı asgariye indiği halde, Eylül ayının ilk 10 gününde 2 bin241 sığınmacının aynı anda Midilli, Chios (Sakız) ve Samos (Sisam) adalarına çıkması Yunanistan’ı alarma geçirdi.

Yunan Adaları’na gelen sığınmacı sayısı ilk bakışta küçük sanılabilir. Ancak nüfusuna ve göçmen kamplarının kapasitesine bakıldığında, adaların nüfusunun neredeyse yüzde 10’una ulaşan sığınmacıların işgaline uğradığı düşünülüyor.

Şu anda 125 bin nüfuslu Midilli adasında 12 bin;  64 bin nüfuslu Chios (Sakız) adasında 3 bin; 20 bin nüfuslu Kos (İstanköy) adasında 2 bin; 47 bin nüfuslu Samos (Sisam) adasında 4 bin sığınmacı var. Ve kamplara sığmadıkları için adaların çeşitli yerlerine “kaçmak” zorunda kalıyorlar.

Türkiye’nin, Erdoğan’ın sözünü ettiği gibi “kapıları açması” durumunda adalara yüzbinlerce sığınmacının akın etmesi muhtemel.

Yunanistan Başbakanı Kiryakos Mitsotakis Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yanıt olarak “Avrupa’yı ve Yunanistan’ı sığınmacıları göndermekle tehdit etmeniz doğru değil” diyor. Dışişleri Bakanı Nikos Dendias ise “Erdoğan’ın sığınmacıları göndermesi devlet adamlığına yakışmaz”  ifadelerini kullanıyor. Göçmenlerden sorumlu eski Bakan Dimitris Vitsas “Erdoğan sığınmacıları Avrupa’ya karşı silah olarak kullanmamalı” yorumunu yapıyor.


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.