Elektrik ve gazda zamlar sürecek

AKP iktidarı bozulan ekonomi ve hızla artan hayat pahalılığına karşı bir dış güç saldırısı argümanını hoyratça kullanıyor. Ama berberde tıraş olmanın da, tarladaki karpuzun da fiyatı arttı.

"Dolarla berberin veya karpuzun ne ilişkisi var?" türünden sorular soruluyor. Elbette bunlar ithal ürünler değil ve ilk bakışta bu tip savunmalar haklı bile gözükebilir. Ancak tüm ekonomik faaliyetlerin temelini oluşturan enerji fiyatlarındaki artış dikkate alınırsa, bu tip değerlendirmelerin bir parti fanatizminin ürettiği retoriğin ötesine geçemediği de rahatlıkla anlaşılacaktır.

Çünkü saç kesme ücretine zam yapan berber de, karpuzun fiyatını artıran çiftçi de temelde enerji tüketimine ihtiyaç duyar ve enerji fiyatlarındaki artış tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de üretim açısından en önemli maliyet kalemlerinden biridir.

Ekonomik büyüklük açısından dünyada 17’inci olan ancak net petrol ithalatı açısından ilk 10’da yer alan Türkiye, bugünlerde artan enerji fiyatlarının etkisiyle bir maliyet kriziyle karşı karşıya. Bunda en büyük neden küresel petrol fiyatlarıyla döviz kurlarının aynı anda yükselişe geçmesi. Alışıla geldik seyrin dışındaki bu trendin ülkedeki enerji fiyatlarına yansıması da çarpıcı.

Örneğin geçen yıl Eylül ayında 1 varil petrol (160 litre) ithalatı için ödenen ücret 179 TL olurken, bu yılın aynı ayında ödenen tutar 504 TL’yi buluyor. Yüzde 180’lik fiyat artışı ülkedeki yıllık yüzde 18 olarak açıklanan enflasyon oranının 10 katına ulaşmış durumda. Bu artışta hem 52 dolardan 80 doların üzerine çıkan küresel petrol fiyatları, hem de 3.45 TL’den 6 TL’ye tırmanan doların etkisi var.

Türkiye iktidarı fazlasıyla dışa bağlı olduğu enerji alanındaki maliyet artışlarını seçimlerin de etkisiyle bir süre ertelese ve vergi kalemleriyle yumuşatmaya çalışsa da sonuçta bu politika bir yerden sonra sürdürülemez duruma geldi. Bugün gelinen noktada Türkiye’nin yeni yönetim sistemine geçtiği 24 Haziran seçimlerinden sonra hemen her ay başında elektrik ve doğal gaz fiyatlarına zam yapan bir devlet idaresi söz konusu.

Yılbaşından 24 Haziran’a kadar elektrik fiyatları zaten önemli ölçüde zamlanmış, faturalar tüketici için yüzde 12, sanayici için de yüzde 27 kabarmıştı. Ancak ağustos, eylül ve ekim başında art arda yapılan üç zam; maliyet artışını bu oranların çok ötesine taşıdı.

Enerji dağıtım şirketlerinin ücret artışlarının etkisi bir kenara bırakıldığında Türkiye’de çıplak elektrik fiyatı birim değer başına tüketici için yüzde 45, sanayici için yüzde 88’e ulaşmış durumda. Benzer bir tablo doğal gaz için de geçerli.

Normalde üç ayda bir fiyat ayarlaması yapan görevli kuruluş EPDK artık her ay başında elektrik ve doğal gaz fiyatlarına zam izni verirken, bu maliyet artışları ekonomideki diğer verilerin de sorgulanmasına neden oluyor.

Buna en büyük örnek olarak da ülkedeki genel enflasyon düzeyi gösterilebilir. Tüketici ve üreticiler, 2018’de enerji fiyatlarındaki rekor artışa karşın, resmi istatistik kuruluşu TÜİK’in, aynı dönemde ülkedeki genel enflasyon düzeyini sadece yüzde 12.2 olarak açıklamasını giderek daha fazla şüpheli görüyor.

Üstelik haksız da sayılmazlar. Ağustos ayında TÜİK’in enflasyon hesaplamasında kullandığı benzin, motorin ve LPG gibi akaryakıt ürünlerinin fiyatını, piyasadaki ortalamanın yüzde 5 altında gösterdiği ortaya çıktı. Bu durumun Yunanistan’ın 2000’li yılların başında yaptığı veri sahtekarlığını hatırlatması, yatırımcılar tarafından da pek hoş karşılanmadı ve Türk piyasalarına yönelik satış baskısı daha da arttı.

Diğer taraftan son olarak bugün elektrik fiyatlarına sanayide yüzde 18.6, tüketicide yüzde 9, doğal gaz ücretlerine ise konutta yüzde 9, sanayide yüzde 18.5 zam yapan Türk ekonomi yönetimi için krizin atlatıldığını söylemek zor.

Türkiye’nin toplam enerji maliyetini belirleyen iki önemli faktörden biri olan uluslararası petrol fiyatları birkaç aylık aradan sonra yeniden artışa geçti. 1 varil petrolün fiyatı 84 dolarla son 4 yılın zirvesine çıktı. Bu Temmuz ayı ortalamasına göre petrol fiyatlarında yüzde 20’lik artışı temsil ediyor.

İşin daha da kötüsü Reuters’in geçen hafta geçtiği bir habere göre küresel petrol ticaret yapan uluslararası şirketlerin tahminleri petrol fiyatının yıl sonuna kadar 100 dolara ulaşacağı yönünde.

Bu durum elektrikte büyük ölçüde, doğal gazda ise tamamen dışa bağımlı olan Türkiye’nin enerji fiyatlarındaki artışta daha en kötüsünü görmediği şeklindeki yorumları güçlendiriyor. Ülke elektrik fiyatlarında da başat maliyet unsuru olan doğal gazın tamamını Rusya ve İran’dan ithal ediyor.

Yapılan anlaşmalara göre Rusya’dan alınan gaz için petrol fiyatlarını 6 ay geriden takip eden bir fiyatlama mekanizması söz konusu. İran için ise bu süre 9 ay düzeyinde. Yani Türkiye’nin Rusya’dan aldığı gaz 75, İran’dan aldığı gaz ise hala 69 dolarlık bir petrol fiyatına göre hesaplanıyor.

Petrol fiyatlarındaki artış dikkate alındığında doğal gaz anlaşmalarındaki formülden kaynaklı maliyet artışının önümüzdeki aylarda yeni zamlar olarak Türk tüketicisi ve sanayicisine yansıtılmasının kaçınılmaz olduğu görülüyor.

Tabii eğer AKP Hükümeti dolarda olağanüstü bir gerileme yaratıp, petrol fiyatındaki artışın olumsuz etkisini ortadan kaldırırsa, o zaman berber ve tarladaki karpuzun fiyatındaki artış baskısının önüne geçmek mümkün olabilir.