Nesrin Nas
Ara 04 2017

'Gerçeklerle yüzleşme zamanı geldi de geçiyor'

 

İtiraflar kasırga şiddetinde. 

Avukatlık ücreti Türkiye Cumhuriyeti tarafından karşılanan Halk Bankası Genel Müdür Yardımcısı’nın avukatı, rüşveti müvekkili Atilla’nın değil, dönemin genel müdürü Süleyman Aslan’ın aldığını mahkeme kayıtlarına geçirtiyor. Böylece bir kamu bankası olan Halk Bankası’nın yasa ve kayıt dışı işlemlerdeki rolü de tescilleniyor.

Bunların hiçbiri beklenmedik şeyler değil ne yazık ki... ABD Hazine Bakanı bir kaç kez Ankara’ya kadar gelip, üst düzey yetkilileri bizzat uyarmış. Hatta MİT’in Zarrab ile ilgili yine aynı yetkilileri uyaran oldukça kapsamlı bir raporu da var. 

Buna karşılık Zarrab’ı kamuoyuna büyük vatansever olarak takdim eden iktidar, her zaman yaptığını yapıp kulaklarının üzerine yatmış. Hatta Zarrab, Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ın ABD Başkanı ve Başkan Yardımcısı ile görüşme gündeminin neredeyse ana konusu olmuş.

Türkiye nefesini tutmuş, tüm bu yaşadıklarının kötü bir rüya olması için dua ediyor.

Paradise Papers’tan Panama Papers’a ve Man Adası’ndan  New York’taki Reza Zarrab davasına kadar ortalığa saçılan her rüşvet, kara para aklama ve vergi cenneti belgelerinde Türkiye’den aynı isimler, aynı şirketler, aynı siyasi hısımların ismi önümüze düşüyor. 

OECD ülkeleri arasında en kötü gelir dağılımına ve adaletsiz vergi sistemine sahip ülkemizin vergi cennetlerine giden paralarının miktarı milli gelirimizin neredeyse beşte biri. 

Yani hiç de azımsanacak bir rakam değil. 

Her ne kadar milli gelirinin yüzde 60-70’ini vergi cennetlerine yatıran Birleşik Arap Emirlikleri, Venezuela, Suudi Arabistan ve Rusya’nın bir hayli gerisindeysek de, çoğulcu demokrasi ve hukuk devletinden uzaklaşıp OHAL rejimine sıkı sıkıya sarıldıkça vergi cennetlerinin en iyi müşterisi olacağımız kesin gibi. 

Kuşkusuz işin bir de şeffaf ve hesap veren bir siyaset ve devlet organizasyonu ayağı var.

******
Gelişmiş demokrasilerde de vergi cennetleri uluslararası şirketlerin uğrak yeri. Ancak gelişmiş ülke siyasetçilerinin ve çok yakınlarının isimlerine vergi cennetlerinde pek rastlamıyoruz. Tabii ki istisnaları var, ama onları hesap vermeye zorlayan yasama organları ve güçlü kamuoyları siyasi faturayı hemen önlerine koyuyor. 

Oysa Rusya, Venezuela, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Türkiye ile ilgili ortalığa saçılan belgelerde çok sayıda siyasetçi yakınının isimlerine rastlamak son derece olağan. Bu ülkelerin ortak özelliği ise yasama organının denetleme yetkisinin kısılması, denge denetleme mekanizmalarının yokluğu, medyanın ve yargının iktidara bağımlı ve  taraflı olması. 

Üstelik bu işlemleri soran sorgulayan muhalefetin başına gelenler de pişmiş tavuğun başına gelmiyor. 

Nitekim Man Adası belgelerini açıklayan Kılıçdaroğlu ve Parti Meclisi üyeleri hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcısı ‘Cumhurbaşkanı’na hakaret’ iddiasıyla soruşturma başlattı.

Ve zaman geçirmeden PM üyesi milletvekilleri hakkında, fezlekeler hazırlanarak TBMM’ye gönderildi ve böylece hemen hepsi muhalefet milletvekillerine ait olan fezleke sayısı 400’ü geçti. 

Muhalefetin belgeler araştırılsın önergeleri ise TBMM’de yıldırım hızıyla reddedildi. Kaldı ki, iktidar mensupları zaten ilk günden itibaren birbirini doğrulamayan açıklamalar ile bir çok  şeyi itiraf etmişlerdi...

Bir de AB hükümetlerinin kamuoyu baskısı ile vergi cennetlerine karşı ortak bir kara liste oluşturmayı kabul etmesi konusu var. Avrupa Komisyonu’nun vergiden sorumlu üyesi Pierre Moscovici, AB hükümetlerinden, vergi cennetleri konusunda belirleyecekleri kara listeye giren ülkelere mali yardımı kesmelerini istedi.

Şimdilik AB’nin kara listesine kaç ülkenin gireceğini bilmiyoruz ama ileride başımızı çok ağrıtacak bir meselenin daha ufukta olduğunu görüyoruz.

En büyük belamız ise giderek dallanıp budaklanan Zarrab Davası. 

Zarrab’ın sağlığından endişeliyiz diyerek ABD’ye nota bile verildi. 

Ama çok yakın bir tarihte Cumhurbaşkanı’nın  “vatansever” ilan ettiği Zarrab’ın vatan hainliğine geçişi de bir o kadar hızlı oldu. Rüşvetleri, hayali ve yasa dışı işleri bakan ve bürokrat isimleri ve şemalarla New York mahkemesinde anlatır anlatmaz  kendisinin ve ailesinin ülkedeki tüm malvarlığına, casusluk suçlamasıyla, el konuldu. 

Bu adımla Türkiye, ABD mahkemesinde ortaya atılan suçlamaların hepsini kabul etmiş oldu. 

*******

Zarrab’ın ifadesi ilerledikçe, bu düzene dahil edilmek için teklif götürülen Çin’in İran ambargosunun usulsüz yollarla delinmesi dümenini anlar anlamaz tüm kapıları kapattığını öğreniyoruz.

Yani yüz milyarlarca dolar dış ticaret fazlası olan Çin, en büyük rakibi ABD öncülüğünde de olsa, bir BM kararı olduğu için uluslararası kural olarak kabul edilen ambargonun arkasından dolanmanın dünyada itibarına ağır hasar vereceğini, dahası onu büyük hedeflerinden uzaklaştıracağını görüyor ve çekiliyor. 

ABD’nin hedef tahtasına koyduğu İran ise gelecek asıl tehlikeyi görerek, altın ticareti gölgesinde ambargo delinmesi operasyonuna karşı yolsuzluk soruşturması başlatıyor, Zencani hayırsever bir işadamı demeden, yargılayıp mahkum ediyor. 

Görünen o ki, büyük vatansever ilan ettiğimiz Zarrab, bizim yöneticilerimizin de katkısıyla İran’ın milli meselesi için elinden gelen her şeyi yapmış. Türkiye’nin itibarını yitirmesi de dahil buna. 

Türk bankacılık sistemi, ceza gelse de gelmese de, ağır bir itibar kaybına uğradı şimdiden... Bakan Şimşek, 2018 yılı için 210 milyar dolar taze kaynak ihtiyacımız olduğunu söylemişti. Bu kaynağın bulunması artık iyice maliyetli, hatta zor.

Oysa önümüzdeki yıl iktidarın gündemi seçim. İktidar gelecek 6 yılda dünyanın en büyük 10 ekonomisinden biri olmak gibi bir iddiaya sahip. Bunu yapabilmesi için Türkiye'nin dolar cinsinden milli gelirini 6 yılda 2,5 kat artırması gerekiyor. Dış kaynak olmadan bunun nasıl yapılacağı meçhul. Gerçek ise son 4 yılda GSYH’nın 103 milyar dolar erimiş olmasında yatıyor.

Son bir yılda ülkenin serveti 68 milyar dolar, milli geliri 15 milyar dolar azalmış ama aynı anda dolar  milyarderi sayısı  29'dan 35'e çıkmış. Ortak aklı reddeden, şeffaf, hesap verebilir olmayan ve hukuki güvenliği sağlayamayan tüm ülkelerde olanlar olmuş yani...Çoğunluk kaybederken ve ay sonunu zor getirirken Reza gibiler ve Reza’nın tezgahına ortak olanlar paralarını saymaya devam etmişler. 

Bu arada altın ticareti son hızla devam ediyor. Reza gitti altın ticareti bitti sanmayın. Bu yılın ilk 10 ayında 356.1 ton altın ithalat edilerek  yeni bir rekor kırılmış. Bu altın ithaline anlam vermek çok zor. Akla “bankacılık sistemine gelecek bir cezadan dolayı uluslararası sermaye hareketlerinde bir tıkanma olacağı beklentisi mi var?” sorusu geliyor.

*****

Bugünlerde en tehlikeli silah da yavaş yavaş devreye sokuluyor. “Bu emperyalizme karşı savaştır, Türkiye’yi yok etmek, parçalamak isteyenlere karşı bir vatan savunmasıdır” tezi dillendirilerek İslamcı-aşırı milliyetçi ve ulusalcı cephe müdafaa hattına yığılıyor.  

Oysa gerçek, uymayı taahhüt ettiğimiz kuralların 5-10 kişinin çıkarları uğruna çiğnenmesinden başka bir şey değil. Ambargo delinerek emperyalizm yıkılsaydı Çin herhalde başı çekerdi.

BM ambargosunu delmek Türk halkını zenginleştirmemiş, aksine fakirleştirmiştir. Dolardaki 10 kuruşluk artışın ekonomimize maliyeti 35 milyar TL. Bu bedel ya yüksek faiz ödeyerek karşılanacak ya da ek vergiler salınarak halkın ekmeği daha da küçültülecek.

Zaten bu yıl bütçeyi denkleştirmek için, iktidar 2018'de vatandaştan yaklaşık 590 milyar TL vergi toplayacak. Bu yıl öngörülen ilave tahsilat 74 milyar TL. İlave tahsilatın 45 milyar TL'si servetini vergi cennetlerine taşıyamayan sıradan  vatandaş satın aldığı mal ve hizmet alımlarında dolaylı vergiler yoluyla ödeyecek.

Belki de elde avuçta kalan son kamu kuruluşlarını da yabancılara satarak emperyalizme daha çok teslim olacaklar.

İktidar, gör dediğini gören, görme dediğini görmeyen ve ortak manşetlerle okurlarının karşısına çıkan neredeyse doğrudan ve dolaylı yüzde 99’u iktidara bağımlı gazeteler ve televizyonlar sayesinde bu krizi de kontrol edeceğini düşünüyor. 

Ancak Reza’nın itiraflarının uluslararası niteliği diplomatik ve ekonomik sonuçlardan kaçınmamızı önlüyor. 

İslamcıların dahi tüm bu işler “aşırı özgüvenin yol açtığı gerçeklik algısının yok olmasının sonucu mu, yoksa kifayetsiz muhterislerin başımıza açtığı iş mi?” sorusunu kendilerine soracakları günler yaklaşıyor.