Maya Arakon
Ara 08 2017

Kafamda deli sorular

Ben bu satırları yazarken davası artık Dallas dizisine dönmüş olan Reza Zarrab'ın (Rıza Sarraf? Sahi nedir bu adamın ismi? Bu da Esad'da olduğu gibi konjonktür değiştikçe bir Reza bir Rıza mı olacak?) duruşmasına ABD'de devam ediliyor ve kim bilir kamuoyuna daha neler neler açıklanıyor olacak.


Sade vatandaş olarak gazetelerden okuduklarımdan öğrendiğimle ben şunu anladım:

Bu Reza Zarrab İran ve Türkiye vatandaşı. ABD'nin İran'a nükleer programı nedeniyle uyguladığı ambargoyu Halkbank aracılığıyla delmekle suçlanıyor -ki kendisi de bunu kabul ediyor zaten.

Zarrab onlarca yıl hapis cezasıyla karşı karşıyayken savcıyla anlaşarak ‘sanık’ken ‘tanık’ konumuna geçiyor. New York'ta görülen davanın asıl adı da zaten "ABD, Hakan Atilla'ya karşı".

Hakan Atilla 2011'den bu yana Halkbank'ta Uluslararası Bankacılıktan Sorumlu Genel Müdür Yardımcılığı görevini yürütüyor(du).

Zarrab tanık olarak ifadesinde Halkbank üzerinden yapılan altın ticaretine Vakıfbank ve Ziraat Bankası'nın dahil edilmesi için dönemin Başbakanı Erdoğan ve dönemin Başbakan Yardımcısı Ali Babacan'dan talimat aldığını iddia ediyor.

Çin pazarına girmeye çalıştığını söyleyen Reza, İran’la iş yaptığı için Çin’de sorun yaşadığını ve dönemin İçişleri Bakanı Muammer Güler’in oğlu Barış Güler'den yardım istediğini söylüyor.

Barış Güler'in kendisine danışmanlık yaptığını ifade eden Zarrab, "Babası Muammer Güler'e benim için Çin'deki bankalara referans mektubu yazdırması için Barış Güler'e 100 bin dolar verdim" diyor. (Zarrab'ın önüne babası değil de Barış Güler yatsa yeriymiş!!)

Zarrab Halkbank ile bağlantının kurulması için Zafer Çağlayan'a toplamda 45 ila 50 milyon Euro, 7 milyon dolar, 2,4 milyon Türk Lirası ve 300 bin İsviçre Frankı rüşvet verdiğini söylüyor ve "Çağlayan'dan habersiz hiçbir şey yapmadım, şirketimin kayıtlarını bazen kontrol ederdi" diye ekleyerek "Süleyman Aslan'a rüşvet vermek için Zafer Çağlayan'dan izin istediğini" ifade ediyor. (Efendi çocuk nerden baksanız!)

"Süleyman Aslan'a rüşvet vermek Çağlayan'a rüşvet vermekten daha önemliydi zira Aslan kapının nihai bekçisiydi" diyor. (Adam 50 milyon euro rüşvet almış, biz de hâlâ 700bin'lik saati konuşuyoruz. Zenginin malı züğürdün çenesini yorarmış hakikaten!)

Zarrab, çok fazla rüşvet ödediğini, kimi zaman ödemeyi yanlış kişilere veya yanlış tutarlarda yaptıklarını söylüyor. Bundan mütevellit olsa gerek, savcının mahkemede gösterdiği excel tablosunun "Çağlayan'a rüşvet olarak ödenen rakamlar" olduğunu da belirtiyor. (Rüşvetin belgesi de böylece ortaya çıkmış oluyor).

Zaten Çağlayan da 10 milyon euro eksik aldığı için kızmış Zarrab'a. E haklı adam, 10 milyon euro az para mı! Bileğinin hakkıyla, alın terinle kazanmışsın, tabii ki hesabını soracaksın her kuruşun!

Buraya kadar beyniniz yanmadıysa Zarrab'ın yukarıda adı geçen şahısların da katılımıyla İran'a uygulanan ambargoyu nasıl deldiğini de anlamaya çalışalım:
1- İran Ulusal Petrol Şirketi (NIOC) Tüpraş'a petrol, Botaş'a doğalgaz satıyor.
2- İran'da kurulan Sermaye Exchange adlı şirket, Halkbank'ta hesap açıyor. Şirket aslında ticaret yapmıyor. Para transferi için kullanılıyor.
3- NIOC, Tüpraş ve Botaş'tan aldığı ödemeyi, Sermaye Exchange'e aktarıyor.
4- Sermaye Exchange, bu parayı Sarraf'ın şirketine aktarıyor.
5- Sarraf'ın şirketinin hesabı da Halkbank'ta. Paranın aktarılma işlemi Halkbank'taki iki hesap arasında oluyor.
6- Sarraf, Halkbank'taki hesabına gelen parayı, farklı para birimlerine (euro, dolar, lira) çevirterek Denizbank'taki diğer hesabına aktarıyor.
7- Halkbank'taki hesap temizlenmiş oluyor.
8- Sarraf Denizbank'taki parayla Türkiye'de kurduğu ve altın ticareti yaptığı Royal Group vasıtasıyla altın alıyor.
9- Altın kuryeler aracılığıyla Dubai'ye taşınıyor. Altın Dubai'de Dirhem'e çevriliyor.
10- Para İran'a hiç girmemiş olduğundan, İran'ın uluslararası borçlarının ödenmesinde kullanılıyor.

Önce "petrol karşılığı altın" adı altında ambargoyu deldiklerini anlatan Zarrab, daha sonra işlemleri gıda ticareti gibi göstermeye başladıklarını itiraf ediyor. Zarrab, "İran'a hiçbir zaman fiziki gıda göndermedim" diyerek kurulan düzenin İran'ın parasını aklamak için olduğunu belirtiyor.

Toplam dört iddianamede aralarında eski ekonomi bakanı ve halen Milletvekili olan (ve bunca iddiaya rağmen kendisinden henüz doğru düzgün bir açıklama ya da yalanlama duyamadığımız) Zafer Çağlayan ve Halkbank'ın CEO'su Süleyman Aslan'ın da bulunduğu dokuz kişiye yöneltilen suçlamalar şunlar:

  • ABD ve özellikle de ABD Hazine Bakanlığı'nı dolandırmak için kumpas kurma,
  • Uluslararası Acil Ekonomik Güç Yasası'nı delmek için kumpas kurma,
  • Bankacılık sisteminde sahtekarlık yapma, ve sahtekarlık yapmak için kumpas kurma,
  • Kara para aklama ve kara para aklamak için kumpas kurma


Türkiye de bu davayı "kendisine dönük açık bir kumpas" olarak nitelendiriyor.

Şimdi sade vatandaş olarak haliyle benim de aklıma bazı sorular geliyor:

  • Türkiye'ye kim niye kumpas kurmak istesin? Ortadoğu'dan Balkanlara kadar rakipsiz star, herkesin çok sevdiği, dışişleri harikası bir ülkeyiz de ondan mı?
  • Diyelim ki köprülerimizi duble yollarımızı kıskanıyorlar (Amerika'da yok tabii duble yol ve köprü!!) bunun için neden bir İran vatandaşı kullanılsın? ABD Türkiye'ye kumpas kurmak istese neden Zarrab gibi bir işadamına kadar düşsün? ABD'nin başka yöntemi mi kalmadı?
  • Zarrab şimdi "Yabancı bir ülke lehine Türkiye'de ajanlık yapmak"la suçlanıyor. Madem bu adam ajandı, siz neden nerede olduğu hakkında ABD'ye 3 günde iki kere nota verdiniz?
  • Dünya tarihinde bir ajan için Amerika'ya nota veren ilk ve tek ülkeyiz sanırım! Yurt dışında 5 bin 700 TC vatandaşı tutuklu, bu zamana kadar hangisi için bu kadar telaşlanıp meraklandınız, "nerededir, sağlığından endişe ediyoruz" diye tutuklu oldukları ülkelere nota verdiniz?
  • Zarrab ajansa neden "Amerika bir TC vatandaşını yargılayamaz!" (ki hukuken pekâlâ da yargılayabilir) diye hop oturup hop kalkıyorsunuz?
  • Bunun için neden BM'ye başvurmaya kalktınız? Sahi sizin hiç mi uluslararası hukuk bilen danışmanınız yok? BM'nin neresine "başvuracaksınız"?
  • Uluslararası ilişkiler bölümü 1. sınıf öğrencileri bile bunu bilirken siz nepotizmin dibine vurup da kimleri istihdam ettiniz de bizim vergilerimizle maaşını verirken, dünyaya ülkeyi böyle rezil ediyorsunuz? Şaka mısınız, kabûs mu?
  • Dönemin İçişleri Bakanı Muammer Güler değil miydi vakti zamanında Reza'ya kefil olup da "önüne yatan"? Dün 'İyi bir iş adamıdır, muteber bir insandır. Hayırseverdir ve yaptığı hayırlar ile kendisini tanıyoruz' diyenler bugün Zarrab'ı hain ilan ediyor. Hayırdır, gene mi kandırıldınız? Siz mi çok safsınız, bizi mi çok saf sanıyorsunuz?
  • Madem bu bir kumpas, madem bu adam bir yalancı, neden mal varlığına el koyuluyor? Şayet kendisi ajansa neden olay "milli bir dava" haline getirilmeye çalışılıyor? Çekilin hain ajanın arkasından, Amerika istediği gibi yargılasın!
  • Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu "FETÖ Amerikan sistemine sızmış" demiş, Erdoğan'ın başdanışmanı İlnur Çevik de Zarrab'ı FETÖ'cü ilan etmiş. E hani bu adam ajandı? Hangisi olduğuna bir karar verecek misiniz? Cevabını veremediğiniz her yolsuzluğun üstüne FETÖ kılıfı geçirip sıyrılmaya çalışmak belki Türkiye'de işe yarar ama Amerikalılar bunu yemez! Ayrıca, siz Amerikan sistemini ne sanıyorsunuz Allah aşkına da içine bu kadar kolay "sızılabiliyor"? Dünyanın bir numaralı süper gücünün sistemine FETÖ sızmış! Oldu peki!
  • Ankara Valiliği, ‘Sarraf Davası, Off-shore belgeleri, Yolsuzluklar, Halk ne yapmalı?’ konulu söyleşiyi "toplumsal duyarlılıklar nedeniyle provokasyon olabilir" gerekçesiyle yasaklamış. Ne zamandan beri bir İranlı tüccarın yaptığı yolsuzluklar Türkiye halkının toplumsal duyarlılığını provoke ediyor? Halk aylardır "ah Reza vah Reza" diye elini böğrüne vura vura tepiniyor da bizim mi haberimiz yok?


İşte böyle... Kafamda deli sorular..

 

Ama en önemlisi ve cevabını en çok merak ettiğim şu:

Oradan bakınca size çok mu salak gözüküyoruz?