Onur Metin
Ara 05 2017

Sokağa sorduk: Zarrab’ı nasıl tanıyorsunuz? 


Halkbank eski Genel Müdür Yardımcısı Hakan Atilla’nın tutuklu tek sanık olarak yargılandığı yolsuzluk davasında, davada tanık kürsüsünde ifade veren Reza Zarrab, anlattıklarıyla Türkiye gündemine oturdu.

Kamuoyunda "Reza Zarrab davası" olarak bilinen ancak Zarrab’ın tanık olmasının ardından resmi adı "ABD, Mehmet Hakan Attila'ya karşı" olan yargı sürecinin 2017 sonunda ya da 2018 yılı başında tamamlanması bekleniyor.

Uzun zamandır ABD’de tutuklu bulunan, ABD’yi dolandırmak, İran yaptırımlarını ihlal etmek, bankacılık sahtekarlığı ve kara para aklamak suçlarıyla yargılanmayı beklerken, bir anda sanık sandalyesinden tanık sandalyesine geçen Zarrab, insanların genellikle ismen tanıdığı, ancak neden ABD’de olduğu hakkında kafalarda soru işaretleri bırakan bir isim.
Ankara’nın birkaç sokağında Reza Zarrab’ı sorduk.

“Zarrab’ı tanıyor musunuz, nasıl tanıyorsunuz?”, “Medya Zarrab konusundaki haberlere yeterince yer veriyor mu?” ve “Zarrab sizce casus mu, yoksa rüşvetçi mi?” sorularını yöneltmek istediğimiz kişilerden küçük bir kısmı Zarrab’ın ismini ilk defa duyduğunu ifade ederken, azımsanmayacak bir kısmı da soruların Zarrab hakkında olduğunu öğrendiğinde kameraya konuşmaktan vazgeçti.

Mikrofon uzattığımız kişilerden çoğu, ismini söylemekten kaçındı. İsmini kendi bilinirliklerini, çevrede tanınmamak gibi gerekçelerle gizli tutmak isteyenler çoğunluktaydı. 

Bu konu hakkında konuşmama gerekçeleri arasında, görüntülere yansımasa da “Ben zamanında çok bedel ödedim, konuşmam” diyen, üç hilalli rozetini göstererek “Bu konuda konuşursam çok ağır konuşurum, yayınlarsanız bana iyi olmaz” diyen, “Zarrab’ı bizzat tanımadan hakkında konuşmam uygun olmaz” diyen insanlara da rastladık.

Bilgi ve kanaat açıklama özgürlüğü bir ülkenin siyasi hayatı ve demokratik yapılanması açısından büyük önem taşıyor.

Anayasal bir demokrasinin temel ilkelerinden biri olan ifade özgürlüğünün bir ülkede olduğunu iddia etmek için, o ülkenin anayasasında bu özgürlüğün hukuki olarak tanımlı olması yetmiyor, insanların da bu hakkını kullanırken otoritelerin olası baskıcı tutumlarıyla karşılaşma endişelerinin de olmaması, eğer varsa ifade özgürlüğü tanımı tekrar yapılarak bu kaygıların devlet tarafından giderilmesi gerekiyor. 

Sokakta görüş sorduğumuz insanların en büyük kaygılarının bu tanınma ve baskıyla karşılaşma endişesi olduğunu gözlemleyebildik.

Görüşmelerdeki yanıtlara göre Zarrab ismi genellikle “Ebru Gündeş’in eşi”, “iş adamı”, “yasadışı ve etik olmayan işler yapan biri” olarak tanımlanıyor. 

Konuştuğumuz insanların çoğu Zarrab’ı medyadan tanıdığını ifade ediyor, haber medyasının da bu konuda yeterli yayın yaptığını düşünenler çoğunlukta, ancak havuz medyasının kamuoyundaki algıyı biçimlendirdiğini iddia edenler de var.

“Zarrab casus mu, rüşvetçi mi?” konusunda ise, rüşvetçi ya da casus cevapları kadar “her ikisi de” cevabının da popüler cevaplardan biri olduğu görülüyor.

Zarrab ise mahkemede yaptığı açıklamada, “Kesinlikle hareket özgürlüğüm yok. FBI gözetimindeyim. Hapisteyken bir gardiyana içki ve cep telefonu kullanımı için rüşvet verdiğim doğru” diyerek rüşvet tutkusundan vazgeçmediğini itiraf etmişti.

Eşi Ebru Gündeş’le evliliğinden doğan şöhretinden dolayı Halkbank’ın başta kendisi ile çalışmak istemediğini söyleyen Zarrab, O dönem genel müdür koltuğunda oturan Süleyman Aslan’ın bunu dile getirdiğini anlatırken,. Türkiye’de iktidara yakın medya görmezden gelse de, o dakikalarda söyledikleriyle muhalif medya ve Twitter’da gündem olacak şu itirafta bulunmuştu: “Halkbank benle iş yapmak istemeyince ben de dönemin ekonomi bakanı Zafer Çağlayan’a gittim. Çağlayan benden bu işlerden elde edilecek gelirin en az yüzde 50’sini istedi. Benim hesaplarıma göre, Çağlayan’a en az 45 ila 50 milyon avro rüşvet verdim. Diğer para birimleriyle verdiklerim ayrı.”

Zarrab’ın ilk gün “Çağlayan’a 45-50 milyon Euro rüşvet ödedim” açıklaması, ABD ve İngiltere başta olmak üzere dünyanın saygın gazetelerinin öne çıkan haberlerinde kendine yer bulmuş, hatta New York Times, davaya ilişkin Türkçe tweetler bile atmıştı.

Türkiye’de ise, Zarrab’ın itirafları iktidara yakın gazetelerin birçoğunun birinci sayfalarında yer alamamıştı.

Erdoğan’ın yakın zamana kadar “hayırsever bir iş adamı” diyerek sahip çıktığı Zarrab hakkında, itiraflar sonrasında İstanbul Başsavcılığı tarafından “casusluk” suçlamasıyla soruşturma başlatıldı.

Zarrab ve yakınlarının mal varlıklarına el konulurken, soruşturmanın gerekçesi “iç ve dış siyasal yararları bakımından niteliği itibarı ile gizli kalması gereken bilgileri diğer bir yabancı devlet lehine siyasal ve askeri casusluk maksadı ile temin ettiği” olarak açıklanmıştı.

Zarrab'ın itirafları, sosyal medyanın da yakın takibinde. Sosyal medya kullanıcıları, Zarrab'ın itirafları sonrası sarf ettiği isimlere sıkça göndermelerde bulunuyor.

Zarrab konusunda halkın kafası karışık görünse de yargılama devam ettikçe yeni bilgiler geliyor ve bu sürecin sonunda nelerin olacağını, Türkiye’yi nasıl etkileyeceğini kestirmek pek kolay görünmüyor.

Ahval'in Ankara sokaklarında yanıt aradığı Zarrab kimdir? Rüşvetçi mi casus mu? Sıradan bir işadamı mı? soruları ve görüşülen kişilerdeki Zarrab algısı bakalım ne yönde: