ilhan Tanir
Ara 01 2017

TMSF’nin yönettiği Arap&Türk Bankası’na ağır suçlamalar!


İlk haftanın sonuna gelinirken Reza Zarrab’ın ifadeleri şimşekleri çekmeye devam ediyor. Zarrab’ın ifadesinin ikinci gününde de Halkbank ve Ekonomi eski bakanı Zafer Çağlayan en fazla tartışılan isimler oldu.

Siyah ceket ve beyaz gömlek ile katılan ve yine yargıç ile savcıya son derece nazik ve saygıyla hitap etmeyi ihmal etmeyen Zarrab, 2012 yılının Ekim ayında yaptığı bir telefon konuşmasının tapeleri üzerinden savcının sorduğu sorularla ilgili olarak dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan’ın Ziraat Bankası ve Vakıfbank’a da İran ambargolarını delme ‘talimatını’ verdiğini söylemesi günün en büyük haberi oldu. 

Yaklaşık bir aydır Zarrab’ın FBI yetkilileri ile bu ifadelerin provasını yaptığını biliyoruz. Bunu zaten savcılar da belirttiler.

Ondan dolayı Zarrab’ın ne diyeceğini bilen ve zaten ona göre ifadesini alan savcıların, kamuoyuna açık bir ortamda Zarrab’a Erdoğan’ın bu iki bankaya İran ambargosunun delinmesi için talimat verdiğini söyletmeleri hiç şüphesiz boşuna değildi.

Ama bunun arkasındaki stratejiyi halen de tam olarak görebilmiş değiliz. Erdoğan ise isminin New York'taki davada geçtiği gün yaptığı açıklamada kendilerinin İran ambargosunu delmediğini iddia etti.

Geçtiğimiz aylarda ise AKP’nin önde gelen yetkilileri tarafından ABD’nin İran ambargosunun Türkiye’yi bağlamadığı ifade edilmişti.

Zarrab’ın ifadeleri henüz ikinci gününü doldurdu. Washington’dan Zarrab’ın mahkeme açıklamalarını izleyen tecrübeli bir uzman, bu ifadelerin ne anlama geldiğini anlamak için henüz çok erken olduğunu, savcıların izlediği stratejinin ne anlama geldiğini tam olarak kavramanın da şu saatte mümkün olmadığını hatırlattı. Sonuna kadar yakından izlemenin yararlı olacağını söyledi.

Zarrab henüz tutuklanmış ve ön duruşmalara çıkarken bazı gazeteciler Güney Bölgesinin Başsavcısı’nın neden duruşmalara katılmadığını sorgulamaya başlamıştı 20 ay kadar önce. 
Halbuki başsavcıların ön duruşmalara katılmak gibi bir adetin olmadığını sorup, öğrenmeden. 

Savcılar bir strateji ile, geçtiğimiz haftalarda da prova yaparak hazırlandıkları, üstüne 20 aydır da bugünleri düşündükleri bir davada şimdilik taş döşeme ve jürileri hazırlama gayretinde görünüyorlar. 

Zarrab’ın iki gündür verdiği ifadelerin metinleri veya transcriptleri bir zaman sonra bir kez daha okunup, tartışıldığında farklı detaylar da görmek mümkün olabilir.

2013 yılındaki 17 Aralık soruşturmalarında gündeme gelmemiş Ali Babacan’ın bu kez, Erdoğan ile birlikte Ziraat ve Vakıfbank’a talimat verdiğinin New York mahkemesine yansıtılışı Zarrab'ın ikinci ifade günündeki ilginç bir başka gelişme idi. 

Dün, Çalık Holding’in çatısı altındaki AktifBank ağır suçlamalara muhatap kalırken, bugün ise Arap Türk Bank (A&T Bank)’in, Halkbank’tan Türk Lirası transfer edilerek, bu bankadaki İran paralarının ‘izini kaybettirme’ rolünü üstlendiğinin iddia edilmesi de bu bankanın başını ağrıtabilir. 

Mahkemede gündeme gelmeyen bir başka detay ise, Arap&Türk Bank’ın bu işlemleri yaptığı dönemde, Libya’daki iç savaştan dolayı TMSF tarafından el konulduğu bir dönemde olmuş olması. Arap&Türk Bankasının bir başka ismi zaten Kaddafi bankası idi ve bu bankayı geri almak için Kaddafi sonrasındaki hükümet bazı çabalar içine girmişti. 

Zarrab’ın ifadesinin ikinci günü ilk kez bazı tapeler (Zarrab ile Mehmet Hakan Atilla arasındaki) dinletildi. Çarşamba günü sadece tapelerin metinleri üzerinden tartışmalar sürmüştü. 

Dinletilen tapelerde, Atilla’nın İran’a gıda gönderiliyor gibi gösterilen sahte işlemlerden haberdar olmadığı ve Genel Müdür Süleyman Aslan’ın emri ile yaptığı ortaya çıktı. 
Ayrıca Zarrab, hiçbir zaman Levent Balkan ve Atilla’ya rüşvet vermediğini, rüşveti zaten Süleyman Aslan ile Zafer Çağlayan’a ödediğini kaydetti.  Bu açılardan Atilla için olumlu bir gündü denebilir.

Günün en ilginç yanlarından bir başkası, Zarrab’ın Çin’de kalmış İran paralarını da Halkbank’a getirme uğraşısı idi. 

Burada biraz da beklendiği gibi, zamanın İçişleri Bakanı Muammer Güler de ilk kez gündeme geldi.

Güler’in oğlu Barış Güler’in, babası henüz bakan iken kendisi için çalıştığını söylemesi ve Çin’de banka hesabı açtırabilmek ve şirketler kurabilmek için Muammer Güler’den 100 bin dolar rüşvet karşılığı referans mektubunu almasını kayda geçirmesi önemli idi. 

Ama bunlardan, bana göre, daha da önemli bir başka konu vardı ve buna duruşmalara izleyen genç bir muhabirin uyarısı ile farkına vardım: 

Zarrab’a göre Çin’deki paraların İran’a ulaştırılması ‘çarkı’ birkaç ay sonra Çinli yetkililerce durduruldu. Nedeni ise Çinlilerin, Zarrab’ın bu işlemleri İranlı yetkili kurumlar için yapmaya çalışmasını anlaması idi.

Yargıç ve savcılar bu konunun üzerinde durdu: Çinliler, Zarrab’ın kurmaya çalıştığı mekanizmanın ABD ambargolarını delmek olduğunu farkedince bu mekanizmayı durdururken, aynı mekanizma Türkiye’de yıllarca devam etmişti ve adeta buna dikkat çekilmeye çalışılıyordu. 

Çin’in yanında Hindistan’daki takılan İran Ulusal Petrol Şirketi’nin parasının da Halkbank’a transfer edildiği söylense de tam olarak meblağ açıklanmadı.

Zarrab’ın ifadesinin ikinci gününde de Zafer Çağlayan’ın ‘rüşvet listesi’ detaylı olarak ele alındı. Çağlayan, her iki gün de hakkında en fazla konuşulan ve en fazla suçlanan isim oldu. 

Çağlayan'ın bunca milyar dolar parayı kendi başına mı döndürdüğü, on milyonlarca dolar parayı kendisine rüşvet alırken kimsenin buna dokunmadığı pek akla yatmıyor halen.
Cuma günü de Zarrab’ın ifadesinin sürmesi bekleniyor. Şu an dava için yorumda bulunmak güç çünkü savcıların nasıl bir harita çizdiğini ve jürileri hangi patika yollardan geçirdiğini bilmiyoruz. 

Burada savcılar için önemli olanın jürileri etkileyerek, onlara Atilla'yı mahkum ettirmek olduğunu da unutmamak gerekir.

Bunun yanısıra, savunmanın da Zarrab’ı sorgulama zamanı gelecek ve bu bölümde de ilginç bilgiler ve bir seyire şahit olacağız gibi.