Ara 03 2017

Türkiye'nin gündemini belirleyen Zarrab davasının ilk üç günü

“Mart 2016’da tutuklandığımda FBI’ya doğruları söylemedim. Neyle karşı karşıya olduğumu bilmiyordum. Uzun bir yolculuktan sonra şoka girmiştim. Doğru yanıtları veremedim. Çok korkmuştum. Üç yükümlülüğüm var savcılığa; gerçekleri söylemek, ABD hükümetiyle işbirliği yapmak ve bundan sonra asla suç işlememek.”

Evet, bu itiraflar, Türkiye’de takipsizlik kararı verilen 17 Aralık yolsuzluk operasyonlarında kısa bir süre tutuklu kaldıktan sonra serbest kalan, ancak 19 Mart 2016’da "İran'a yönelik yaptırımların yasa dışı yollarla delinmesi" suçlamasıyla ABD’de tutuklanan İran asıllı Türk iş adamı Reza Zarrab’ın jüri karşısındaki ilk ifadeleri.

Dönemin İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad’ın uluslararası ambargo nedeniyle “ekonomik cihat” ilan ettiği 2011 yılında, kendini İran Merkez Bankası’na “İran rejiminin gayretli çocuğu” olarak tanıtan Zarrab, ABD mahkemesinde konuşurken de oldukça gayretliydi.

Kamuoyunda "Reza Zarrab davası" olarak bilinen ancak Zarrab’ın tanık olmasının ardından resmi adı "ABD, Mehmet Hakan Attila'ya karşı" olan yargı sürecinin 2017 sonunda ya da 2018 yılı başında tamamlanması bekleniyor.

Savcılığın son hazırladığı iddianamede, eski Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Atilla'nın yanı sıra, eski Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan'ın da bulunduğu toplam dokuz sanığın yer aldığı davada Zarrab, ilk üç gün anlattıklarıyla Türkiye’de gündemin rengini değiştirdi. Duruşma, pazartesi günü (4 Aralık 2017) devam edecek. Zarrab’ın tanık kürsüsünde üç gün boyunca anlattıklarından öne çıkanları ve bundan sonra yargı sürecinin nasıl işleyeceğini, duruşmayı takip eden Ahvalnews editörü İlhan Tanır, ABD’li muhabirler Pete Rush, Adam Klasfeld ve Katie Zavadski’nin aktardıklarından derledik.

26 Ekim 2017 tarihinde savcılıkla anlaşan Zarrab, ayakları kelepçeli, üzerinde mahkûm kıyafetiyle gelmişti ilk günkü (29 Kasım 2017) duruşmaya ve sakin görünüyordu davayı takip eden gazetecilerin anlattığına göre. “ABD hükümeti bana hiçbir af sözü vermedi” diyordu konuşmasının başlarında Zarrab ve ekliyordu:

“Cezama hâkim karar verecek. Savcılıkla işbirliği yapıp suçlarımı kabul etmek hapisten çıkmanın en hızlı yoluydu.”

Zarrab, “otelde kaldığı” yolundaki iddiaları yalanlarken, ABD’de tutuklu kaldığı hapishanede de ‘rüşvet verme tutkusu’ndan vazgeçemediğini itiraf ediyordu:

“Kesinlikle hareket özgürlüğüm yok. FBI gözetimindeyim. Hapisteyken bir gardiyana içki ve cep telefonu kullanımı için rüşvet verdiğim doğru.”

Zarrab’ın anlattığına göre, Türkiye’ye iade edilebilmek için bazı girişimlerde bulunmuş. Bu girişimlerde Türk hükümeti de devrede miydi, belli değil. Buradan sonuç alamayan İranlı tüccar, “Olmayınca suçumu itiraf etmeye karar verdim” dedi jüriye.

Davanın tek sanığı durumunda bulunan Atilla’yı ilk kez şu sözlerle suçladı Zarrab ve dönemin AB Bakanı Egemen Bağış’ın ismini de verdi:

İranlılar petrol ve doğalgaz satışından elde ettikleri paraları kullanamıyordu yaptırımlar yüzünden. Uluslararası ödemelerini yapamıyorlardı. Mehmet Hakan Atilla Halkbank’ta yaptırımlar konusundaki en bilgili adamdı. İlk girişimimde Aktif Bank bana İran’la iş yapacak müşterilerin hesap açmak için özel bir izin alması gerektiğini söyledi. Aktif Bank’ta hesap açmaya çalıştım. İlk girişimim başarısız oldu. Aktif Bank’ın genel müdürüyle görüştükten sonra hesabım açıldı. Hesap açmama eski Avrupa Birliği Bakanı Egemen Bağış yardım etti. Önce 5-10 milyon dolarlık işlemlerle başladım.

2010 ve 2011’de, dönemin İran Merkez Bankası Başkanı Mahmoud Bahmani’yle bir araya gelerek bankaya nakit aktarımı için anlaştıklarını söyleyen Zarrab, ancak bir süre sonra bu anlaşmanın sona erdiğini, bunun üzerine Bank Mellat’la görüşerek ABD yaptırımlarını bu banka aracılığıyla aşmaya başladıklarını belirtti.

“Aktif Bank direkt İranlılarla çalışıyordu. Beni ortadan kaldırdılar” diyen Zarrab, Hâkim Richard Berman’ın “Gelirlerinizin önemli bir bölümü Aktif Bank’tan mı geliyordu?” sorusuna “Kesinlikle” cevabını verirken, Halkbank’la çalışmaya 2012’de başladığını söylüyordu.

Eşi Ebru Gündeş’le evliliğinden doğan şöhretinden dolayı Halkbank’ın başta kendisi ile çalışmak istemediğini söyleyen Zarrab, O dönem genel müdür koltuğunda oturan Süleyman Aslan’ın bunu dile getirdiğini anlattı.

Türkiye’de iktidara yakın medya görmezden gelse de, o dakikalarda söyledikleriyle muhalif medya ve Twitter’da gündem olacak şu itirafta bulundu:

“Halkbank benle iş yapmak istemeyince ben de dönemin ekonomi bakanı Zafer Çağlayan’a gittim. Çağlayan benden bu işlerden elde edilecek gelirin en az yüzde 50’sini istedi. Benim hesaplarıma göre, Çağlayan’a en az 45 ila 50 milyon avro rüşvet verdim. Diğer para birimleriyle verdiklerim ayrı.”

Duruşmaya ayakları kelepçeli olarak gelen Zarrab, verilen ara sonrası bu kez kelepçelerinden kurtulmuş hâlde döndü mahkeme salonuna ve devam etti anlatmaya.

Savcının, “Çağlayan’a ödemeleri nasıl yaptınız?” diye sorması üzerine “Nakit, değerli eşya ve banka transferi yoluyla yanıtını veren Zarrab, sadece Çağlayan’a değil, ailesine de rüşvet verdiğini söyledi.

Mahkemede, altın ticaretinin nasıl yapıldığını ve ambargonun nasıl delindiğini bir şema çizerek anlattı Zarrab. Duruşmayı izleyen muhabirlerden Adam Klasfeld, o anlardaki gözlemini şöyle aktarıyor:

“Zarrab, şemayı çizerken rahat ve yetkin görünüyor. Bir federal mahkemede hapishane kıyafeti içinde olmasa şirketinin yönetim kurulu toplantısını yönetiyor sanırsınız.”

Zarrab, paranın TL ve Euro olarak Denizbank üzerinden çıkarıldığını da söyledi.

Zarrab, bir ara yanlışlıkla İran Mili Petrol Şirketi’nden doğrudan kendi ticari hesabına para transferi yapılarak yaptırımı deldiklerini anlattı. Ancak Süleyman Aslan’la birlikte bu transferi iptal ettirerek durumu kotardıklarını belirtti:

“Süleyman Aslan yaptırımları da, hangi işlemlerin yaptırımları ihlal edeceğini de çok iyi biliyordu. Bana altın ticaretiyle ilgili gümrükte nasıl yalan beyan vereceğimi bizzat Süleyman Aslan (dönemin Halkbank genel müdürü) ve yardımcısı Hakan Atilla (Aslan’ın yardımcısı) anlattı.”

İlk günkü duruşmanın sonunda dönen devasa paraların miktarından çıtlattı Zarrab ve “Halkbank’tan birkaç milyar Euro para çektim” dedi.

In this courtroom sketch Judge Richard Berman, second from right, and prosecuting Assistant U.S. Attorney Sidhardha Kamarju, far right, listen as Turkish-Iranian gold trader Reza Zarrab, second from left, with the aide of an unidentified interpreter, far left, describe a scheme using a diagram he drew, outlining how he helped Iran evade U.S. economic sanctions Wednesday Nov. 29, 2017, in New York. (Elizabeth Williams via AP)
In this courtroom sketch Turkish-Iranian gold trader Reza Zarrab, second from left, describe a scheme using a diagram he drew, outlining how he helped Iran evade U.S. economic sanctions, Nov. 29, 2017, in New York. (Elizabeth Williams via AP)

Zarrab’ın ilk gün “Çağlayan’a 45-50 milyon Euro rüşvet ödedim” açıklaması, ABD ve İngiltere başta olmak üzere dünyanın saygın gazetelerinin öne çıkan haberlerinde kendine yer buldu. Öyle ki, New York Times, davaya ilişkin Türkçe tweetler bile attı. Türkiye’de ise, iktidara yakın gazetelerin bir çoğunun birinci sayfalarına dahi giremedi Zarrab’ın itirafları.

Hâl böyle olunca New York Times’ın radarından kaçamadı iktidar medyası. NYT, “Reza Zarrab ifadesinde bir Türk bakana rüşvet verdiğini söyledi” başlıklı haberinde, “Türkiye’de devlet televizyonu da devlet haber ajansın da haberi görmedi” ifadesini kullandı. Merkez medya, açıklamaları farklı açılardan birinci sayfasına taşırken; Cumhuriyet, BirGün ve Evrensel gibi muhalif çizgideki gazeteler genişçe yer verdi itiraflara.

Hükümet kanadından ise art arda açıklamalar gelmeye başladı. Meclis Anayasa Komisyonu Başkanı ve AKP İstanbul Milletvekili Şentop, eski Başbakan Ahmet Davutoğlu’nu kastederek, “Zarrab’ın ABD’ye gitmesine göz yuman soruşturulsun” çıkışı yaptı.

Kulislerde dolaşan iddiaya göre Zarrab, dönemin başbakanı Ahmet Davutoğlu’ndan güvence istedi. Ancak Davutoğlu vermedi. Bunun üzerine ABD istihbaratıyla görüşen Sarraf itiraflarda bulunmak üzere anlaşma yaparak Amerika’ya gitti. Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ ise, onlarca yıl hapis cezasıyla karşı karşıyayken savcıyla anlaşarak ‘sanık’ken ‘tanık’ konumuna geçen Zarrab için, “Baskıyla iftiracı haline geldi” iddiasında bulundu ve işi 'FETÖ’ye bağlayacak yorumda bulundu:

“Bir dava düşünün, yargılayan hakim FETÖ’nün organizasyonuna katılmış, 17-25 Aralık’ta FETÖ’nün görüşlerini savunmuş. Öte yandan tanık olarak bir tanesini dinliyor o da FETÖ’cü. Yargılayan FETÖ’nün organizasyonuna katılan hakim, raporunu hazırlayan FETÖ’cü, bilirkişiler FETÖ’nün finanse ettiği kurumlardan, tanıklar FETÖ’cü. Bu mahkemeden biz hangi adaleti bekliyoruz. Yargı eliyle bir tiyatro ortaya konuluyor. Ben bir adalet beklemiyorum. Bu senaryoyu yazanlar senaryonun gereğini yerine getiriyorlar.”

Zarrab’ın ilk gün itirafları, Meclis’te de AKP ve CHP’li vekiller arasında kavgaya neden oldu. CHP’li milletvekilleri, 17 Aralık dosyasının yeniden açılması gerektiğini söylerken, Adalet Bakanı Abdülhamit Gül, “Her gün orada arkadaşınız var. 10 bin kilometre ötedeki bir kumpas davayı hangi hararet, hangi aşk, hangi motivasyon sizi oraya kadar götürüyor, Pensilvanya’nın yanına, bunu hayretle izliyorum” karşılığını verdi ve kısa süreli arbede yaşandı. Vereceği tepki merakla beklenen Cumhurbaşkanı Erdoğan da, "İran ile ticari ve enerji ilişkimiz var. Ambargoyu biz ihlal etmedik. Davadan ne çıkarsa çıksın biz doğru olanı yaptık. Biz ABD'ye böyle bir taahhütte bulunmadık. Dünya ABD'den ibaret değil. Bizim İran ile ticari ve enerji konularına ilişkimiz var" açıklaması yaptı.

Zarrab’ın, “dolandırıcılığını merkezindeydi” dediği Halkbank, “Yaptırımlara konu işlemlerde yaptırımların aşılması amacına yönelik sistematik ve bilinçli bir ihlal söz konusu olmamıştır” açıklamasıyla kendisini savunurken, ismi geçen bir diğer banka Deniz Bank’tan da şu açıklama geldi:

“Takas bankaları altın işi yapan, altın borsalarına kayıtlı şirketlerin işlemini açmakla mükelleftir ve bu çerçevede tüm altın hareketleri takas bankasından geçer. Bizim bir tane yurtdışına döviz işlemimiz yoktur.”

Aktif Bank'tan yapılan açıklamada da "Bugüne kadar ABD ve diğer uluslararası yaptırımların ihlal edilmesine yönelik herhangi bir işlem gerçekleştirilmemiştir" dendi.

 

İlk günkü duruşmanın sona ermesinin ardından Yargıç Berman, Zarrab’ın sivil kıyafetle gelebileceğini ifade etmişti ve Zarrab da fırsattan isifade blazer ceket ve gömlek giyerek geldi ikinci günde mahkeme salonuna.

“Neden FBI gözetimine alındın?” sorusuyla başladı duruşmanın ikinci günü. “Gözaltındayken aldığım tehditler yüzünden” cevabını verdi Zarrab ve İranlı yetkililerle Türk yetkilier arasındaki görüşmeleri anlatmaya başladı. Çağlayan’ın, birçok kez kendisinin de katıldığı İranlı yetkililerle bir araya geldiği toplantılar yaptığını söyleyen Zarrab, o toplantılarda dönemin Halkbank Genel Müdürü Süleyman Aslan ve yardımcısı Hakan Atilla’nın hazır bulunduğunu belirtti:

“Toplantıda İran Milli Petrol Şirketi (İMPŞ) yetkilisi  Halkbank’ın uluslararası ödemelere aracılık etmesini istedi. İlk olarak İMPŞ’den petrol alan Hindistan şirketindeki para Halkbank’taki İMPŞ hesabına aktarılacaktı. Hindistan’daki şirket Halkbank’ta hesap açacaktı. Para doğrudan oraya gönderilecekti. Oradan başka bir bankaya gönderilecek, ben de altın karşılığında oradan çekecek ve ödemeleri yapacaktım. Aslan, kabul etti. Tek şartla: Anlaşma basına sızarsa iptal edilecekti. İşlemlerin TL üzerinden yapılması gerekiyordu ki ABD ya da Avrupa’nın haberi olmasın. TL olunca para Türkiye’de kalıyordu.”

Zarrab, daha sonra Süleyman Aslan’ın kendisinden rüşvet istediğini öne süren şu açıklamaları yaptı:

“Aslan bana çok büyük risk aldığını, tedirgin olduğunu, sürekli olarak Amerikalılardan uyarı aldığını ve bir şekilde geleceğini garantiye almak istediğini söyledi. Benden para istiyordu. Aslan’la görüşmemden sonra yardımcım Abdullah Happani’yi arayıp (Aslan’ı kastederek), ‘Bu da rüşvetçi çıktı’ dedim. Ancak Aslan’a rüşvet verebilmem için Çağlayan’dan onay almam gerekiyordu. Çağlayan arada sırada hesap hareketlerimizi kontrol ederdi. Ne gelip gittiğini görmek için. Aslan’a para gönderirsek mutlaka haberi olurdu. Çağlayan’ın bilgisi olmadan hiçbir şey yapmıyorduk.”

İlk günkü duruşmada sadece Halkbank ve Denizbank ismini veren Zarrab, bu kez, “Ziraat Bankası ve Vakıfbank da İran işlerine dâhil olmak istiyordu” diyerek şunları söyledi:

“Dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan ve ekonomiden sorumlu devlet bakanı (ve başbakan yardımcısı Ali Babacan) bu ticareti yapmamız için gerekli talimatı verdi. Ziraat ve Vakıfbank’a bu işe dâhil olmaları için bizzat talimat verdiler.”

Savcının, “Bu onayı kimden aldınız?” sorusunu “Çağlayan bana dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ve Ali Babacan’dan onay alındığını söyledi” diye cevapladı Zarrab.

Duruşmada ara sıra Zarrab’la ilgili ses kayıtları da dinletiliyordu. Yardımcısı Happani’nin görüşme kaydının birinde “Yarın Aslan’a iki göndereceğiz, hazır olsun, unutma.” İfadesi geçiyordu. Zarrab, bunun üzerine şunu söyledi:

“Aslan’a rüşvet vermek Çağlayan’a rüşvet vermekten daha önemliydi. Çünkü çeşmenin başını tutan Aslan’dı.”

Bir ara kendisinin aradan çıkarılıp İranlılarla Halkbank’ın işi doğrudan hâlledebileceklerinden korktuğunu söyleyen Zarrab, “İran işinde kârın yüzde 50’sini Çağlayan’a gönderiyordum” dedi.

Mahkeme salonunda bazen gülüşmelere de yol açan diyaloglar yaşanıyordu. Bunlardan biri, Zarrab’ın “O kadar çok kişiye rüşvet ödüyordum ki, bazan yanlış adama yanlış miktar gönderdiğim bile oldu” ifadesi oldu.

Zarrab, davanın tek sanığı olarak yargılanan Hakan Atilla’nın hiçbir zaman rüşvet istemediğini, kendisinin de hiçbir zaman vermediğini kayıtlara düştü. Duruşmada ses kayıtları dışında bazı e-mailler de okunuyordu. Bu maillerden birinde, adamı Rüçhan Bayar’ın Eylül 2012’de Türkiye’deki sistemin Çin’e nasıl uyarlanacığıyla ilgili bilgiler yer alıyordu. Bunun üzerine Halkbank’ta kurdukları düzeni Çin’de de kurmaya çalıştıklarını belirten Zarrab, bankaların, İran’la iş yaptığını anlayınca kendisini Çin pazarından attıklarını söyledi.

Ve Zarrab, 17 Aralık’ın kültlerinden olan bir tapede “Sana bir zarar gelirse, senin önüne ben yatarım”
dediği ileri sürülen dönemin İçişleri Bakanı Muammer Güler’in ismini de ilk defa andı. Çin’de tutunamayan Zarrab, “Benim için danışman olarak çalışıyordu” dediği Muammer Güler’in oğlu Barış Güler’den babasına Çin’deki bankalara kendisi için referans mektubu yazdırmasını istemiş ve bunun karşılığında 100 bin dolar rüşvet vermiş.

17 Aralık iddianamesinde Muammer Güler’in, Çin bankalarına Sarraf için referans mektubu yazdığı da belirtiliyordu. Bu ve benzeri ‘hizmet’leri karşılığında Sarraf’ın Güler’e milyonlarca dolar rüşvet verdiği, oğlunu da ‘danışmanlık’ adı altında ‘iş’e aldığı öne sürülüyordu.

Zarrab, Süleyman Aslan’la diyaloğunu anlatırken, “Hassas konuları, özel konuları, önemli konuları Whatsapp’tan görüşüyorduk” diyor. Savcılık, Hakan Atilla ile arasındaki bir konuşma kaydını dinletince Zarrab, “Atilla, 2013’te resmi evrakların tasdik edilmesinde yardımcı oldu” dedi.

Zarrab’ın anlattığına göre, Nisan 2013’ten itibaren altın ticareti yerine yeni bir yöntem ve yeni bir sistem arayışına girmişler ve Halkbank bir an önce gıda işine başlanmasını istemiş.

Duruşmanın sonlarına doğru savcı, Zarrab ile Atilla arasında geçtiği öne sürülen bir telefon görüşmesine ait ses kaydını dinletti. Zarrab da görüşmeye ilişkin şunları anlattı:

“Atilla’ya gıda ticaretinin farklı olacağını anlatıyorum. Çünkü altında Türkiye’den ihracat var. Gıdada, ihraç ediliyormuş gibi yapılacak, Dubai üzerinden İran’a. Atilla tam olarak anlamıyor, ‘Bir bakayım Rıza bey’ diyor. ‘Bu iş pek benim düşündüğüm gibi değil’ diyor. Ben de Aslan’a gidip Atilla’yla konuştuğumu, mevzuyu tam olarak anlamadığını söyledim. Aslan benim yanımda Atilla’yı aradı ve gerekeni yapmasını istedi. Bu telefondan sonra Atilla hizaya geldi.”

Duruşmayı takip eden Daily Beast muhabiri Katie Zavadski, bu kaydı şöyle yorumladı:

“Sarraf’ın anlattıklarına göre Atilla hiç de savcıların öne sürdüğü gibi ‘elebaşı’ falan değil, büyük bir oyunda bir piyon.”

Zarrab, ilk gün Çağlayan itirafı ile hızlı bir giriş yaparken, ikinci gün yaptığı “Erdoğan talimatı ile işler yürüdü” açıklama ile gündemi belirledi. Ancak Türkiye’de iktidar medyası ve merkez medya yine bu ifşaatları görmezden geldi. Öyle ki, Bir dönem Türkiye medyasında ‘Amiral Gemisi’ yakıştırması yapılan Doğan Medya Grubu’na bağlı Hürriyet gazetesi, ilk gün internet sitesinde, Zarrab’ın “Erdoğan” ifadesini sansürledi.

İddiaya konu olan Vakıfbank da, “ABD’deki davada bahsi geçen süreçlerin hiçbir yerinde, hiçbir zaman ve hiçbir şekilde Vakıfbank’ın ilgisi ve dahli olmamıştır” açıklaması yaptı. Ziraat Bankası da, “uluslararası düzenlemelere uyduklarını” vurgulayarak, iddiaları reddetti.

Hükümet cephesinde ise Başbakan Binali Yıldırım’ın ilginç bir açıklaması oldu. Yıldırım, Yıldırım, “Rıza Sarraf inşallah içinde bulunduğu bu yanlıştan döner, dava siyasi, hukuki değil. Amaç Türkiye’yi sıkıştırmak” diye bir temennide bulundu.

reza zarrab

Duruşmanın üçüncü günü, Hâkim Richard Berman’ın merak uyandıran şu açıklamasıyla başladı:

“Önümüzde bu davanın çok ötesinde etki yapacak bir kayıt var. Mahkemenin tutarlılığı açısından savcılığın delili kayda geçirmeden önce gerçek olduğuna ilişkin soru işareti kalmaması lazım. Söz konusu tapeyi bu adımlar atılmadan dinletmek istemiyorum.”

Sonra Zarrab, konuşmaya başladı ve “Altın işi bitince gıdaya geçtik. Sonra Atilla yasada bir açık buldu, böylece altın işine de devam edebildik” dedi. Sahte gıda ticaretinin nasıl işlediğini ise şöyle anlattı:

“Sahte tedarikçi Centrica Dubai’ydi. İran’a gıdayı Volgam satıyordu. İki şirket de bizim kontrolümüzdeydi.”

Zarrab, Süleyman Aslan hakkındaki iddialarını şu şekilde dile getiriyordu:

“Süleyman Bey’e (eski Halkbank genel müdürü Süleyman Aslan) ne zaman selam versem hep borçlu çıkıyordum. Bu yüzden Happani’ye (yardımcısı Abdullah Happani)  bir belgeye bir imza fotoşoplamasını söyledim ki Aslan’a daha fazla rüşvet vermek zorunda kalmasın.”

Zarrab, 50 milyon liralık bir para transferi için Halkbank’tan belge istendiği ancak Aslan’ın “Ben halledeceğim, sıkıntı yok Rıza Bey’ diyerek devreye girdiğini ifade etti:

“Halkbank’ın alt kademe personeli yaptıkları işlemlerde aslında bir gıda ticareti bulunmadığını bilmiyordu. Bu yüzden de belge isteyip duruyorlardı.”

Diğer günlere göre daha kısa süren üçüncü gün duruşmasında ilginç bir gelişme de yaşandı. Yargıç, uyuyan jüri üyesini “Bence salonda olup bitenleri dikkatle izlemeyen bir jüri üyesi görevini yerine getiremez” diyerek duruşmalardan men etti.

17 Aralık sürecinde Erdoğan’ın, “Hayırsever bir iş adamı” diyerek sahip çıktığı Reza Zarrab, itiraflarını sonrası ajan oldu bir anda. İstanbul Başsavcılığı, Zarrab ve yakınlarının mal varlıklarına el koyarken, “iç ve dış siyasal yararları bakımından niteliği itibarı ile gizli kalması gereken bilgileri diğer bir yabancı devlet lehine siyasal ve askeri casusluk maksadı ile temin ettiği” gerekçesiyle soruşturma başlattı.

Zarrab Ailesi’nin avukatı Şebnem Eriş, “Kararı şaşkınlıkla karşılıyoruz” dedi ancak Ebru Gündeş’in isminin mal varlıklarına el konanlar arasında olmadığını belirtti. Çiftin evlilik sözleşmesi gereği, herkesin mal varlığı kendi üzerine alınmış. Bu yüzden Gündeş’in kendi kazanımlarından elde ettiği mal varlığına el koyulmasının hakkaniyetli olmayacağına karar verilmiş.

Zarrab’ın itirafları hem ekonomiyi hem de siyasi iktidarı zor durumda bırakmaya devam ederken, Erdoğan’ın verdiği tepkilerin dozajı da günden güne artacağa benziyor. Üçüncü günde Erdoğan, “Öyle sanal oluşturulan mahkemelerle, o FETÖ denilen alçağın uydurma temsilcileriyle kurulan mahkemeler asla benim ülkemi mahkum edemez” ifadesini kullandı ve ekledi:

“Kimisi Hans’ın kulu kölesi oluyor, kimisi Corc’un kulu kölesi oluyor, kimisi kurulan sahte mahkemelerde yargılanmak suretiyle güya benim ülkemi yargılamaya kalkıyor. Boşuna uğraşmayın. Bizim abdestimizden şüphemiz yok ki namazımızdan şüphemiz olsun.”

Davanın hâkimliği  New York Bölge Mahkemesi Yargıcı Richard Berman, savcılığını ise New York Güney Bölgesi Savcı Vekili Joon Kim yapıyor.

Yargılamanın sonunda sanıkların suçlu olup olmadığına jüriye seçilen 12 kişi karar verecek. Karar alınabilmesi için ise oybirliği şartı aranıyor.

Sanıkların suçlu bulunması halinde hangi cezaya çarptırılacaklarına dair kararı ise davanın hâkimi veriyor.

Berman, davanın yaklaşık üç ile dört hafta süreceğini tahmin ettiğini ancak beklenmedik olaylar ya da kanıt veya tanıkların sorgulanması nedeniyle birkaç günlük gecikmelerin yaşanabileceğini söyledi.

Jüri seçimi sırasında olası bir çıkar çatışması ya da sonradan davanın düşmesine neden olacak bir sıkıntıyı önlemek adına potansiyel üyelere bazı sorular yöneltildi. Bu sorular arasında davada adı geçen kişi ya da bu kişilerin yakınları ile tanışıklıklarının veya herhangi bir iş ortaklıklarının olup olmadığı yer alıyor.

Sorulan bir diğer soru da Türkçe bilip bilmedikleri. Bu belgenin ekinde de davanın sadığı, iddianamede adı geçen diğer isimler, muhtemel tanıklar veya duruşmalar sırasında isimleri gündeme getirilebilecek kişiler, yerler ve şirketlerin yer aldığı 10 sayfalık bir liste bulunuyor.

Bu listede Atilla sanık, Zarrab ise "kumpas içinde yer aldığı iddia edilen kişi olarak" tanımlanıyor.

Listede ayrıca, Cumhurbaşkanı Erdoğan, damadı Enerji Bakanı Berat Albayrak, oğlu Bilal Erdoğan, İran eski Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad, eski Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, eski Avrupa Birliği (AB) Bakanı Egemen Bağış, gazeteci Can Dündar ve şarkıcı Ebru Gündeş de bulunuyor.

Listedeki isimler arasında ayrıca 17-25 Aralık 2013 tarihlerinde Türkiye'de yolsuzluk iddialarıyla ilgili başlatılan ve Zarrab ile dönemin bazı hükümet üyelerinin oğullarının gözaltına alındığı soruşturmalarda rol oynamış isimler de yer alıyor.

Eski Başkomiser Mehmet Akif Üner, dönemin İstanbul Mali Şube Müdürü Yakup Saygılı ve Mali Şube Müdür Yardımcısı Kazım Aksoy bu isimler arasında. Ayrıca halen emniyet içerisinde görevde olan Hakan Sıralı ile Emniyet Genel Müdürü Selami Altınok da bu listede bulunuyor.

Davanın ilk oturumunda, Atilla'nın avukatları savcılığın kendilerine kanıt olarak binlerce sayfalık yeni belgeler sunduğunu belirterek davanın görülmesinin iki hafta ertelenmesini talep etti. Savcılık ise bu belgelerde yeni bir durum olmadığını ve zaten içlerinden ancak dava konusu ile ilgili olanların kullanılacağını söyleyerek, talebin reddedilmesini istedi.

Geçen hafta içerisinde yapılan son ön hazırlık duruşmasında, Berman ve Kim, Türkiye'den gelen eleştirilere yanıt verdi. Yargıç Berman, üçüncü tarafların tercümanlar da dâhil olmak üzere mahkeme süreciyle bağlantılı kişileri etkilemeye çalıştıklarını ve bunun tekrarlanması halinde ilgili makamlara haber vereceğini söyledi. Savcı Kim de Türkiye'den gelen suçlamaları "saçmalık" olarak nitelendirdi.

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar