Sezin Öney
Kas 20 2017

Zarrab davasının Türk-ABD İlişkilerine etkisi ne olur?

Reza Zarrab davası Amerika-Türkiye ilişkilerinin aşınmasında ne derece önemli ve bu dava iki ülke arasındaki ilişkinin geleceğini ne yönde şekillendirecektir?

 

Gönül Tol (Yönetici, Türkçe Araştırmaları Merkezi, Ortadoğu Enstitüsü):

Gönül Tol
Gönül Tol

Reza Zarrab’ın kara para aklama davasında federal savcılar ile dayanışma içinde olduğu görünüyor ve savcılar, Türk hükümeti ve eski Ulusal Güvenlik Danışmanı Mike Flynn arasındaki bağlantılar üzerine bilgi arıyor olabilirler.

Özel Yetkili Savcı Robert Mueller, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Aralık ayında Başkan Trump’ın göreve başlama sürecinde, Flynn’a Ulusal Güvenlik Danışmanı pozisyonunu kullanarak Fethullah Gülen’i iade edip, Zarrab davasının düşürülmesi karşılığında 15 milyon dolar teklif edip etmediğini araştırıyor.

Bütün bunlar Türkiye’yi hararetli bir ulusal tartışmanın merkezine alırken, Erdoğan’ı Amerika’da bahsi sıkça geçen bir isim haline getirdi. Amerikan kamuoyu Türkiye’yi daha yakından izliyor. Bu aynı zamanda Türkiye’ye karşı zaten oldukça eleştirel olan Amerikan Kongre’sini eleştirilerinin dozajını arttırmaya zorlayacak ve Donald Trump’a da bu konuda daha sert olma baskısı kuracak.

Howard Eissenstat
Howard Eissenstat

Howard Eissenstat (Doçent, Tarih Bölümü, St. Lawrence Üniversitesi/POMED):

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı eleştirenler muhtemelen Zarrab davası hakkında duymaları gereken heyecandan fazlasını duyuyorlar. Son tahlilde hiçbir yolsuzluk skandalı Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı koltuğundan edemeyecek.

Erdoğan, ortalığa saçılan her ne olursa olsun, bundan çok daha kötü krizleri aştı ki— bunları Gülenci komploları veya Türkiye’nin dengesini bozmaya yönelik girişimler olarak- gözardı etmek kolaya kaçmak olacaktır.

Erdoğan şahsı adına tehdidi açık bir şekilde ciddiye alıyor ve soruşturmayı saptırmak için elinden geleni yapıyor. Ama doğrusu şu ki, Trump yönetimi genel olarak ne kadar anlayışlı davransa da, bu davaya müdahale etmenin bedeli oldukça ağır, kazanımları ise o derece az.

Dava bu şekilde sürecek ve Zarrab’ın halihazırda bir anlaşma yaptığına dair sağlam deliller mevcut. Utanç verici açıklamalar yolda.

Bunun yan etkileri ne olacak? Bu davada ortaya çıkan bilgilere bağlı olacak her şey.

Soruşturma şüphesiz Türk hükümeti için daha fazla utanç kaynağı olacaktır; fakat bunun Erdoğan’ın ülkedeki statüsüne olan faturası, Türkiye’nin ekonomisine vereceği zarardan daha az olacaktır.

Türkiye bankalarına yüksek miktarda maddi cezaların uygulanması ve genişlemekte olan soruşturma, Türkiye’nin zaten bozulmuş finansal piyasalarını daha da güçsüzleştirebilir.

Bu dava aynı zamanda Türkiye-Amerika ilişkilerinde — her iki taraf için — sadece ismen müttefik oldukları hissini güçlendiriyor. Güvensizlik ve hoşnutsuzluk hem Washington’da hem de Ankara’da şiddetle hissediliyor. Zarrab davası büyük olasılıkla bu gerçeği sadece daha çok vurgulayacaktır.

Ömer Taşpınar
Ömer Taşpınar

Ömer Taşpınar (Dış politika uzmanı, Brookings Enstitüsü / Profesör, National Defence Üniversitesi):

Zarrab davası Ankara için Washington ile olan ilişkiler konusunda oldukça büyük bir tahriş unsuru. Cumhurbaşkanı Erdoğan bir kaç kez bu mevzuyu Obama ve Trump yönetimlerinin — bariz bir şekilde yargının elinde olan bir mevzuya Amerikan yürütme gücünün etki edeceği umuduyla — dikkatine sundu.

Amerika’da işlerin bu şekilde işlemediği çok açık. Zarrab’ın savunma ekibinin Rudy Giuliani (Başkan Trump’a çok yakın olan eski New York belediye başkanı) hükümetle irtibata geçmiş olması, Türk hükümeti için bu davanın ne kadar önemli olduğuna dair bir başka gösterge.

New York Times gazetesi Giuliani’nin davayı, iki devlet arasında güvenlik meseleleri odaklı bir anlaşmaya ve uluslararası diplomasi mevzusuna dönüştürme stratejisini haber yaptı.

Giuliani, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüştü, fakat bu girişimlerde bir ilerleme kaydedilemedi; gelen haberler arasında Reza Zarrab’ın suçu kabul edeceği ve Amerikan savcıları ile az bir ceza karşılığında işbirliği içinde bulunacağı var.

Zarrab ve Amerikan yetkilileri arasında böyle bir işbirliği Erdoğan için iki nedenden dolayı kötü haber demek. Öncelikle, İran ile altın ticaretine dahil olan Türk bankaları için BM ve Amerikan yaptırımlarına karşı gelmenin büyük maddi cezaları olacaktır.

İkinci olarak ise, Zarrab büyük bir olasılıkla Cumhurbaşkanı Erdoğan ve ailesine çok yakın bir çemberi kapsayan isimleri verecektir.

Erdoğan kolaylıkla politik sarsıntının üstesinden gelebilir, fakat maddi cezalar Türkiye’deki ekonomik durumu kötüleştirecek, yatırımcıların nezdinde zaten kötü olan Türkiye imajını daha da zedeleyecektir.

Kısacası, Zarrab davası Türk ekonomisine zarar vererek Erdogan’i zedeleyecektir. Bu dava Ankara-Washington ilişkilerindeki mevcut gerginliği daha da kötüleştirecektir.

Richard Falk
Richard Falk

Richard Falk (Albert G. Milbank Emekli Profesör, Uluslararası Hukuk, Princeton Universitesi):

Zarrab davasına ilişkin iki büyük bir belirsizlik var. Birincisi, Reza Zarrab iddianamesinin arkasında, Amerika hükümetinin Türk karşıtı, Erdoğan karşıtı tavrını yansıtan politik bir motivasyonun olup olmadığı meselesi.

Zarrab’ın iddianamesi genişledikçe, yargı bağımsızlığının, Başkan Trump da dahil olmak üzere, yürütme organının yasal sürece müdahale etmesini imkansız hale getirdiği bir gerçek.

Ancak Ankara’nın iddia ettiği gibi davayı açmanın motivasyonu gerçekten politik ise ve dava şüpheli yöntemlerle delil toplamak üzerine kurulduysa, Türkiye’den gelen şüphe ve itirazların üzerinde ciddi olarak durulması gerekiyor. Şu anki kamuya sunulan bilgiler ışığında bu belirsizliği gidermek imkansız.

Zarrab davasından daha da kapsamlı olan ikinci belirsizlik ise Amerika’nın sessizce, Türkiye ve Erdoğan karşıtı ve Türkiye’nin ana düşmanları olan ‘FETÖ,’ Kürt diasporası, yurt dışındaki Ermeni toplulukları, sert çizgideki Kemalistler ve görünüşte İsrail ve Siyonist düşünce kuruluşlarını bir araya getiren bir kampanyayı destekleyip desteklemediği.

Türkiye’nin son 15 yılda gerçekleşen olaylardan dolayı Batı ve özellikle Amerika ile olan ilişkilerinde güveni kötü bir şekilde sarsıldı, bu olaylar AB’nin Türkiye’nin üyeliği çabalarını geri çevirmesi ile başlayıp 15 Temmuz darbe girişimine ‘bekle ve gör’ politikası gütmesi ile zirve yaptı ve Türkiye’de, Avrupa ve Amerika’nın darbe tehdidi ile karşı karşıya gelen demokratik yollarla seçilmiş hükümeti ve müttefiğini desteklemediklerine — hatta darbedeki rolüne dair baskın kanıtlara rağmen FETÖ’yü kınamak için tereddüt etmesine — dair net bir intiba yarattı.

Bunun ötesinde, ABD’nin Fethullah Gülen’i göz altına alma veya iade etme konusundaki isteksizliği, aynı zamanda Amerikan ordusunun PKK ile olan bağlantılarına rağmen Suriye YGP’sine olan desteği bu izlenimi pekiştiriyor.

Washington’un birkaç hafta önce Türkiye’de bir İstanbul konsolosluğu çalışanının tutuklanmasına sert tepki olarak Türklere vize hizmetlerini askıya alması Türk-Amerikan ilişkilerine son darbe oldu.

Özet olarak bu gelişmeler ışığında, iki müttefik ülke arasındaki ilişkiyi son yıllarda zehirleyen düşmanca arka planı göz önünde tutmadan, İran karşıtı yaptırımları delmekle suçlanan bir altın ticaretçisi ve bankacıya yöneltilen suçlamalardan oluşan yargılamayı değerlendirmek mümkün görünmüyor.

Zarrab çok daha büyük ve endişe verici, jeopolitik bulmacanın bir parçası.

Lisel Hintz
Lisel Hintz

Dr Lisel Hintz (Yardımcı Doçent, Uluslararası İlişkiler ve Avrupa Araştırmaları, Johns Hopkins Üniversitesi):

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve AKP hükümeti, Reza Zarrab davası hakkında pek de aşikar olmayan birkaç nedenden ötürü derin kaygı duyuyor. İlk ve en bariz olanı; Erdoğan, Zarrab’ın sağlayabileceği bilgilerden ve işaretlerin gösterdiği üzere, Amerikan savcılarıyla işbirliği yaptığı takdirde kimleri davaya karıştırabileceği konusunda endişeli.

Gerçekten de Zarrab’ın nerede olduğunu öğrenmek üzere diplomatik bir nota gönderildi, bu da Zarrab’ın gerçekten de Amerikan hükümeti tanığı olmuş olabileceği izlenimini veriyor.

Bu ise sadece Türkiye tarafından değil — hatta daha büyük ölçüde— İran tarafından da korku ve misilleme ile beslenebilir. Tahran daha önce yolsuzluk suçlaması ile — Bebek Zencani ve Mahafarid Amir-Khosravi gibi —  adı petrol ticareti komplolarına karışanlara idam cezası vermişti.

Türk tarafındaki kaygı, Zarrab konuştuğu takdirde Erdoğan’ın partisindeki AKP’li yetkililerin, hatta kendi ailesinin bile davaya karıştırılması.

Diğer yandan, Erdoğan 2013’teki yolsuzluk skandalından sonra devasa bir sarsıntının üstesinden gelmeyi başardı — Mart 2014 yerel seçimlerinde AKP oy oranını yükseltti; bu kısmen bir seçmen manipülasyonundan kaynaklandı, ama aynı zamanda — seçim sonrası kamuoyu yoklamalarından anlaşıldığı üzere — AK Parti destekçilerinin liderlerinin bir hata işleyemeyeceği ve sözde “yolsuzluk” kriterin bir sorun oluşturmayacağına yönelik inancın da bir sonucuydu.

Erdoğan için daha büyük endişe bir süredir sendelemekte olan Türkiye ekonomisinin istikrarı.

Görüldüğü kadarıyla yabancı yatırımcılar yolsuzluk iddialarına AKP destekçileri ile aynı tepkiyi vermiyor. Türk Lirasının değeri, dış borcu ödemeyi gittikçe zorlaştıracak kadar düşmekte ve FDI’nın çekilmesi ile, Erdoğan’ın 2019 belediye, genel ve başkanlık seçimleri öncesi seçmen desteğini muhafaza edebilmesi için ekonominin dengelenmesi gerekiyor.

Amerika mahkemelerinden ‘suçlu bulunduğuna’ dair çıkabilecek bir karar sonrası altı Türk bankasına yönelik yüklü para cezaları Türkiye’nin uluslararası bankacılıkta ve ticaret endekslerindeki değerlendirmelerine ciddi manada zarar verebilir; bunun yanısıra büyük ölçüde banka borçlarına dayalı ve Türkiye’nin ekonomisine ve devlet tarafından yönetilen yatırıma büyük katkılar sağlayan inşaat sektörünün de altını oyabilir.

Paul Kubicek
Paul Kubicek

Paul Kubicek (Profesör, Siyaset Bilimi Bolumu, Oakland Universitesi):

Zarrab davası Türk-Amerikan ilişkilerini zorlayan unsurlardan sadece biri. Bana göre bu konu Gülen mevzusu ya da Amerika’nın Suriyeli Kürtlere olan desteği kadar merkezi değil. Ancak Zarrab davası direkt olarak AKP’ye ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’a dokunabilir.

Zarrab’ın suçlu bulunup bulunmaması çok önemli değil. Kritik olan Zarrab’ın ne bildiği, bunu Amerikan soruşturmacılarına anlatıp anlatmadığı ve de bu bilginin kamu ile paylaşılması.

Burada çok fazla belirsizlik var. Fakat Türk hükümetinin davaya ilişkin yüksek orandaki kaygısı göz önünde bulundurulduğunda, Zarrab’ın politik olarak hassas bilgilere sahip olduğu muhtemel görünüyor.

Eğer Türk hükümetinin, ya da Erdoğan’ın kendisinin, İran’a karşı yaptırımları delmeyi organize ettiği anlaşılırsa, bu Türkiye için son derece tehlikeli olacak; bu bilgi Türkiye’nin güvenilmez bir “müttefik” olduğuna inanların tezlerine güç verecektir.

Bu anlamda mevzu oldukça ciddi, fakat bu belki de daha çok sebebiyet vereceği durumdan dolayıdır: Türkiye’yi Amerika’ya karşı (daha fazla) rahatsız etmek yerine, Amerika’yı Türkiye konusunda rahatsız etmek.