Tate Modern’den Zehra Doğan geçti...

Londra’nın en prestijli sanat galerisi Tate Modern bugünlerde Kürt gazeteci ve ressam Zehra Doğan’ın sergisine ev sahipliği yaptı. İngiltere’de çağdaş sanat denince akla ilk gelen yer, Londra’nın merkezinde bulunan, Thames Nehri kenarındaki Tate Modern binasıdır.

Zehra Doğan, şimdiki adıyla Jinnews olan, tarihte kurulan ilk Kürt kadın haber ajansı Jinha’nın kurucu ortaklarından ve editörlerinden biri. Resme ve sanata ilgisi küçük yaşlarda başlayan Doğan’ın Diyarbakır’dan Londra’ya sanat yolculuğu ve hikâyeleri İngiltere’nin başkentinde binlerce insanlar buluştu.

30 yaşındaki genç ressam Zehra Doğan’ın sergisi galerinin Tate Exchange bölümünde yer aldı. 21 Mayıs’ta başlayan serginin son günü 25 Mayıs’tı. Doğan’ın ifadesine göre sergiyi, günde 600 civarında insan ziyaret etti. Ziyaretçilerin birçoğu yabancı olmakla birlikte, Türkiyeliler de sergiye ilgi gösterdi.

Sergi 18 parçadan oluştu. Parçaların çoğu yanık ve şiddetin izlerini taşıyan giysilerden oluşmakla birlikte içlerinde halıdan seccadeye başka aksesuarlarda vardı. Serginin girişinde asılı olan yanık battaniye de dahil tüm parçalar, Zehra Doğan’ın 2015 yılında Türkiye’nin Kürt kentlerinde Jin Haber Ajansı’na muhabirlik yaptığı dönemlerden derleyip topladıklarından oluştu.

 

 

Cizre, Sur gibi kentlerde sokağa çıkma yasaklarının ve operasyonların yoğun yaşandığı dönemlerde, Nusaybin’de Türk askerleri tarafından çekilmiş bir fotoğrafı resmedip sosyal medyada paylaştığı ve bir çocuğun notlarını haberleştirdiği için hapis cezasına çarptırılan Zehra Doğan, toplamda iki kez olmak üzere iki yılı aşkın süre hapis yattı.

Haber yazmaya ve resim yapmaya cezaevinde de devam eden Zehra Doğan cezaevindeyken birçok ödül aldı. Dünyaca ünlü ressam ve sokak sanatçısı Banksy, Newyork’un Manhattan kentinde bir duvara Zehra Doğan’ın tutukluluğunu proteste eden devasa bir resim yaparak genç ressama destek verdi.

Zehra Doğan’a sergide bir başka isim de destek verdi: Genç yazar Ege Dündar. Sergiyle aynı ada sahip bir de gazete yer aldı serginin girişindeki masanın üzerinde: Li Dû Man yani Geride Kalanlar. Yine masanın üzerinde bir kutuda gelen ziyaretçilerin duygu ve düşüncelerini paylaştığı notlar mevcuttu. Bir diğer tarafta ise, Zehra Doğan’ın kendi tasarladığı kartpostallar yer aldı. Bu kartlar, Türkiye cezaevlerinde bulunan Nedim Türfent, Kibriye Evren, Meltem Oktay gibi genç gazetecilere yazılmıştı.

Sergiye gelen ziyaretçilerden 31 yaşındaki dans terapisti Ekin Berkay, Britanyalı bir Türk. 10 yıldır Londra’da yaşayan Berkay, sergideki objeler çok çarpıcı ve üzücü bulduğunu ifade eti.

“O zor koşullarda bile bu parçaları yanına alıp getirmiş ve bizimle buluşturuyor şimdi. Sanatçı insan öngörülüdür, işte Zehra Doğan’ın da yaptığı bu, ileriye görmek ve bu çok etkileyici” şeklinde yorum yaptı.

Babasının da Ergenekon davası sanıklarından olduğunu ve şuan tutuksuz yargılandığını söyleyen Berkay sözlerini şöyle sonlandırdı:

“Bize Türkiye’de özgürlük lazım. Bu sergi, bize ne kadar özgür olmadığımızı ve direnişinin nasıl bastırıldığını gösteriyor.”

Doğan’ı ziyarete gelenlerin bir kısmını ise gazeteciler oluşturdu. Hem yabancı basından hem de Türkiye basınından birçok kişinin kendisini ziyaret ettiğini söyleyen Doğan, ziyaretçilerin her birini son derece sıcak bir şekilde karşılayarak onlarla sohbet etti. Sergiye gelen gazetecilerden biri de Akın Olgun’du.

 


Uzun yıllar boyunca Türkiye’ye gidemeyen ve Türkiye gündemini çok yakından takip eden Olgun, Doğan’ın sergisinden çok etkilendiğini ve bu çalışmadaki parçaların kendisi gibi birçok kişiyle buluşabildiği için çok önemli bir özellik taşıdığını vurguladı ve sözlerine şöyle devam etti:

“Zehra’nın sergisi bir yüzleştirme sergisi. Bir hafıza oluşturuluyor ve bunu sanatsal olarak ele alması, yaşananları ve yaşatılanların derdini, aynı zamanda bir tanık olarak dışarıya, dünyaya taşıması ve hafızaya ortak etmesi çok değerli. Kendimizi sadece kendimize anlatmaktan çıkmanın da bir yolu bu ve bunun sadece sanatla, edebiyatla, müzikle bağını kurabilirsek bir hafızasını oluşturabiliriz.”

Zehra Doğan ise, sergisinin aslında bir canlandırmaya hedeflediğini belirtti. Çatışma bölgelerinden getirdiği bu parçaların sadece kanlı ve yanık bir parça olmasından öte birçok hikayeyi anlattığını, sergide yine yayınlanmak üzere hazırlanmış video ve başka görsel paylaşımların olduğunu, fotoğrafçı Refik Tekin’in slayt gösterisi gibi birçok çalışmanın aslında bir anlaşılma amacı güttüğünü ve ziyaretçileri düşündürtmeye ve empati kurmalarını sağlamaya yönelik bir çaba içerisinde olduklarını dile getirdi.

Doğan, serginin üçüncü gününde yere serdiği kağıt parçalarının üzerine bir portre resmederken etrafındaki birçok ziyaretçi kendisini ilgiyle görüntüledi. Genç sanatçı sergiyle ilgili değerlendirmelerini ise şöyle aktardı:

“Gazetecilik yaptığım yerlerden getirdiğim bu parçalar aslında çok önemli soruların cevabını içeriyor. Kürtler neden özyönetim kurmak istedi, o barikatların arkasında neler yaşandı, o insanların derdi neydi gibi soruların gerçek hikâyeleri var. Bu 18 parça bugün Londra’da çok ilginç tepkiler alıyor. Mesela bu sergi İstanbul’da olsaydı bu kadar tepki görmezdim ya da bu kadar yorum almazdım. Bizim toplumumuzda genelde şöyle bir tepki var, orada neden ben yokumun derdi var. Buradaki derdi ve direnişi anlamaktan ziyade buradaki amacı farklı bir yere çekme derdi var insanların. Ama Londra gibi bir yerde hiçbir şey bilmeyen bir İngilize bunu anlatmak çok daha değerli.”

Yaptığı resimler ve çalışmalar birçok kişi tarafından beğeniyle takip edilen Doğan, Tate Modern’de sergilediği çalışmanın aslında bir başlangıç olduğunu ve önümüzdeki aylarda Paris, Berlin ve New York gibi kentlerde izleyicilerle buluşacağını ve bununla birlikte kendi resimlerini de sergileyeceği çalışmalarının olduğunu vurguladı. Doğan’ı şimdiye kadar en çok etkileyen ziyaretçi Çinli bir kadın.

“Sergi başladığından beri her gün gelen Çinli bir kadın var. Burada saatlerce vakit geçiriyor, her geldiğinde yanında başka birini getiriyor. Eğer bu sergi sadece acıyı anlatsa o kadın gelmezdi. Şimdiyse bu kadın Kürdistan’a nasıl gidebilirim diye bize soruyor. Eğer sadece acıyı anlatsaydık korkardı kaçardı. Demek ki biz burada başka bir şey anlatıyoruz.”

 

Londra’da bir süre daha kalmayı düşündüğünü söyleyen Doğan, önümüzdeki aylarda ailesini ziyaret etmek için Türkiye’ye gitmek istediğini ve aslında kendi yaptığı iş olan politik sanattan besleneceği yerlerin aslında Avrupa olmadığını ve o yüzden Mezopotamya topraklarına geri gitmek istediğini söyledi. Öte yandan, ziyaretçilerin birçoğu Doğan’ın Türkiye’ye gitmesinden endişe duyduklarını gizlemedi.

35 yaşındaki Britanyalı Kürt doktor Meryem Kaya bu tedirginliği yaşayanlardan sadece biri. Kendisi de dört yılı aşkın süredir artık Türkiye’ye gitmediğini söyleyen Kaya, Türkiye’de hiçbir şekilde ifade özgürlüğünün olmadığını ve sergide anlatılmak istenenlerin Türkiye Devleti tarafından hiç iyi karşılanmayacağını söyleyerek, Doğan için kaygılandığını ifade etti.

Kaya’nın kaygılarını doğrular nitelikte bir açıklama ise başka bir İngiliz ziyaretçiden geldi. İngiliz Kürt aktivisti Mark Campbell’a göre, burada sergilenen ve gösterilenler Türkiye Devleti’nin işlediği savaş suçlarını göstergesi:

“İki genç insanın hikâyesi burada çok etkili bir şekilde buluşuyor ve bize inanılmaz duygular yaşatıyor. Bu parçalara baktığımda birçok şey görüyorum. Özellikle Zehra’nın bizzat 2015 - 2016 yıllarında tanıklık ettiği savaşın bugün burada dünyaya duyurulmasını sağlaması, Ege Dündar ile birlikte yazılar kaleme almaları ve diğer tüm çalışmaları önemli mesajlar veriyor. Gelenleri aydınlatıyor, eğitiyor, farklı tepkiler almalarını sağlıyor. Ve aslında riskli de bir yanı var.”

 

Yaptığı resimler ve haberlerin bugün dünya çapında konuşuluyor olmasına gayet mütevazı bir yanıt veren Doğan son olarak şu cümleleri kurdu:

“Benim yaptığım sanatsal çalışmaların diğer Kürt sanatçılarına bakıldığında aslında özel bir yanı yok. Bu konuda ilk değilim. Belki Nusaybin resmi günceldi ve sıcaktı. Çok susulan bir dönemde, cepheden yapılan bir işti. Bir atölyeden ya da savaştan çok uzakta bir yerden yapılan bir iş değildi. Bombardımanın altında bir ressamın yaptığı bir işti, belki de bu dikkat çekti. Yoksa benim bir farkım olduğunu düşünmüyorum.

Sonuçta Kürt sanatı gerçekten çok köklü bir geleneğe sahiptir. Mihemed Şexolardan, Ayşe Şanlara, Meryem Xanlara birçok alanda çok ileri düzeyde işler yapan sanatçılarımız var. O yüzden Kürt sanatına yeniden doğmuş gibi bakmalarına pek anlam veremiyorum. Bu yeni bir şey değil, yüzlerce yıllık mazisi olan bir sanattır Kürt sanatı. Biz de burada bir ekleme yapıyoruz, yeniden yaratmıyoruz.”

© Ahval Türkçe