Şub 28 2018

‘Artık tek amaçları şeriatı getirmektir’

Bir kaç gün önce, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan, çocuklara yönelik cinsel istismar vakaları için yasa hazırlandığını belirterek şunları söyledi:

“Zina ile ilgili düzenlemeyi de yapmak suretiyle tacizler, vesaireler, bunları aynı kapsam içerisinde değerlendirmemiz lazım. Zina konusunun da yeniden ele alınmasının çok çok isabetli olacağı düşüncesindeyim. Bu çok eski bir konu. Kapsamı geniş. Tartışılsın. Bunlar zaten bizim daha önce yasal düzenlememiz içinde vardı. Biz Avrupa Birliği’nin talepleri vs. doğrultusunda orada böyle bir adımı attık ama yanlış yapmışız.”

Zina, TDK’ya göre evli bir erkek ya da kadının, eşinden başka biriyle kendi isteğiyle kurduğu cinsel ilişkiyi ifade ediyor. AB ülkelerinin hiçbirinde “zina”, ceza kovuşturmasını gerektirecek bir suç sayılmıyor.

Erdoğan, 3 Eylül 2004’te katıldığı bir ana haber bülteninde zina konusunda, şöyle demişti:

“Aile bizde kutsal bir kurumdur. Aile kurumu güçlü olduğu müddetçe bu millet güçlü olmuştur. Aile kurumu zaafa uğradığı zaman o ülkeler yıkılmaya mahkumdur. Bu kutsal aile kurumumuzu yıpratmamak için bir adım atmak gerekiyor. Eğer aldatma varsa şikayete bağlı olarak burada bir ceza var. Alan razı veren razı ise o zaman zaten hiçbir şey yok"

AB’de zinanın suç sayılmadığının belirtilmesi üzerine Erdoğan, '’’Batı'yı her yönüyle örnek almaya kalkarsak o zaman kendimizi inkar eder, biz biteriz" dedi.

2004 yılında AK Parti hükümeti zinayı suç kapsamına sokacak bir yasal girişimde bulunmuştu. Fakat Avrupa Birliği bu düzenlemeye şiddetle karşı çıkmış, “müzakereler zora girer” uyarısıyla zinanın tekrar suç sayılmasının tam üyelik müzakerelerine geçişi etkileyebileceğini duyurmuştu. Hükümet içerde kamuoyunun ve kadın örgütlerinin, dışarıda AB’nin baskılarını dikkate alarak son anda zinayı suç sayacak düzenlemeden vazgeçmişti.

24 Eylül 2004'te Erdoğan, Avrupa Parlamentosu Başkanı Josep Borrell ile düzenlediği basın toplantısında, "zina düzenlemesi" ile ilgili olarak kendisine yöneltilen bir soruyu şöyle yanıtlamıştı:

"Biz iktidardayken bir daha gündeme gelmez, ama bizden sonra ne olur, onu bilmem.”

Zina, 1926 tarihli eski Türk Ceza Kanunu’na göre suç olarak kabul edilse de 26 Eylül 2004’te Meclis’te kabul edilen yasayla suç kapsamından çıkarıldı. İlgili karar, 12 Ekim 2004 tarihli Resmi Gazete de yayımlandı.

Zinanın suç kabul edildiği, ceza kanunlarındaki hükümlerle cezalandırıldığı ülkelerden bir kaçı ise şunlar: Nijerya,  Uganda, Lübnan, Afganistan, Pakistan, Suudi Arabistan, İran, Irak, Suriye, Malezya, Bangladeş, Yemen,  Birleşik Arap Emirlikleri, Sudan…

Bütün bu tartışmaları, çocuk istismarıyla ilgili yasal düzenlemeyi, bu düzenleme ile tekrar gündeme gelen zina konusunu kadın hareketi aktivisti avukat Hülya Gülbahar, Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı Kurucusu, İstanbul Barosu Kadın Hakları Uygulama Merkezi Kurucu Üyesi Avukat Canan Arın ve diken.com yazarı avukat Hürrem Sönmez’le konuştuk.

Kadın hareketi aktivisti avukat Hülya Gülbahar, AKP’nin neoliberal ekonomik politikaları ve muhafazakar siyasal politikalarıyla herhangi bir fark yaratamayacağını bildiği için, ilk günden beri kendi farklılığını kadın ve çocuklar konusundaki politikalarıyla gündemleştirdiğini söylüyor.

Gülbahar bu yorumu biraz daha açarak, iktidarın amacının kadın- erkek eşitsizliğini simgesel olarak sürekli gündemde tutup aslında sınıfsal konum, inanç, etnik köken, cinsel yönelim ve benzeri tüm alanlarda “muteber” sayılanların, “marjinal” sayılanlar üzerinde tahakküm kurmasına dayalı bir anlayışa doğru yol almak olduğunu söylüyor.

Gülbahar, “Yeni Türkiye”nin kadın ve çocuklar üzerinden dizayn edilmeye çalışıldığını; bu nedenle eğitimin dinselleştirilmesi ve kadınların dini argümanlar kullanılarak evlere çekilmesinin, kimi muhaliflerin iddia ettiği gibi bir gündem saptırma değil, iktidarın gerçek gündemi olduğunu’’ ekliyor.

Eşit yurttaşlığa değil, her çeşit iktidara sorgusuz biat ve sınırsız hizmet üzerine kurulu daha da hiyerarşik bir toplum yaratılmak istendiğine dikkat çekiyor.

Gülbahar, çocuk istismarı konusu tartışılırken birdenbire zina konusunun gündeme getirilmesinin rastlantı olmadığının altını çiziyor ve ekliyor:

“Hükümet Sözcüsü Bekir Bozdağ’ın, çocuk istismarları konusunda altı bakanlıkla kurulan istismar komisyonunun yapacakları arasında 12 yaşı doldurmamış olan çocuklarımıza dönük suçlarla ilgili ayrı cezai yaptırımlar getirileceği açıklaması da bir rastlantı değil.

İktidar, çocuklarla cinsel ilişki ve evlilik yaşının 12’ye dek indirilmesi konusundaki hevesinden vazgeçmiyor. Her fırsatta bu 12 yaş kavramını gündeme getiriyor.

Şimdi de, çocuk cinsel istismarı gibi toplumsal vicdanı yaralayan ortak bir sorunu istismar ederek; kendi ajandasındaki idam, hadım, zina, evlilik yaşı gibi, dini argümanlarla gerekçelendirdiği hedeflerine ulaşmak istiyor. Böylece kendi hukukunu ve gönlünden geçen toplumu yaratmak için bir adım daha atmak istiyor.”

Gülbahar, “idam, hadım, zina, evlilik yaşı” gibi ortaya atılan şeylerin, aslında aynı mantıkla örülü ortak bir paket, aynı hukuk mantığının birer parçası olduğunu ifade ediyor.

Çocuk istismarı bahane edilerek “terörist” damgası vurulacak siyasi muhaliflere idam cezası getirilmek istendiğini, hadım konusunun da bir başka istismar örneği olduğunu belirten Gülbahar, çocuk istismarı kullanılarak, idamın, hadımın konuşulması, birkaç tinerci gencin ya da yoksulun idam ya da hadım edilerek toplumsal tepkinin yatıştırılmasının da ötesinde; var olan hukuk sisteminin tamamen lağvedilip, AKP hukukunun inşası anlamına geleceğini söylüyor.

Hülya Gülbahar

Son olarak Gülbahar gelinen noktayı, “Çocuk istismarı konusu istismar edilerek toplumun hukuk kodlarıyla oynanıyor” diyerek özetliyor ve ekliyor:

“Zinaya hapis cezası gibi uygulamalar, yüzyıllar öncesinde kaldı. Yetişkinler arası gönüllü ilişkilere devlet müdahalesi kabul edilemez. Kaldı ki, şu anda Türkiye’de kadınla tokalaşma (el zinası), kadının başını kaldırıp bir erkeğe bakması (göz zinası), şort giymesi (zinaya teşvik), asansörde karşılaşma (zinaya davet çıkarma) gibi konular tartışılırken, “zina” tanımının sınırları bile alabildiğine belirsizleştirilmiş durumda. Maalesef şu anda ’12 yaş öncesi çocuğa istismarın cezası hadımdır, idamdır’ diyerek ilk adımın atılması hiç şaşırtıcı olmayacak.”

Çocuk istismarı konusunda bugüne dek TBMM bünyesinde çeşitli komisyonlar kurulduğunu söyleyen Gülbahar, hiçbirinin önerilerinin hayata geçmediğini söylüyor.

Tam tersine, istismarcılar korunup kollanarak, cezasız bırakılarak; “sakalsız erkeklerin çekiciliği, kız çocuklarının cinselliği gibi” konulu fetvalar ve söylemler aracılığıyla istismarcılığın teşvik edildiğine dikkat çekiyor.

Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı Kurucusu, İstanbul Barosu Kadın Hakları Uygulama Merkezi Kurucu Üyesi Avukat Canan Arın, mevcut yasanın zina konusunda her medeni ülkede olduğu gibi hiç bir şey söylemediğini söyleyerek sözlerine başlıyor.

Arın buradan devam ederek, evlilik içinde eşlerden birinin evlik dışındaki başka birisiyle olan ilişkisi anlamına gelen bir meselenin kimseyi ilgilendirmeyeceğini, olsa olsa bunun bir boşanma nedeni olabileceğini, aynı şekilde cinsel hayata da karışılamayacağını hele ki bu konunun devleti hiç ilgilendirmediğini ekliyor.

Canan Arın

 

Çocuk istismarının AKP iktidarlığı döneminde tavan yaptığını dile getiren Arın, bunun sebebinin kadın ve erkeğin eşit olduğuna inanmayan, kadın bedenini “meta, mal” olarak gören hükümet cephesiyle alakalı olduğunu ifade ediyor.

Arın, “9 yaşındaki kız çocuğuyla evlenilebileceğini, bir asansörde kadın ve erkeğin yan yana duramayacağını söyleyecek kadar seviyesizlikle karşı karşıyayız” diye anlatıyor.

Çocuk istismarının hükümetin dini, siyasete alet etmesi sonucunda gittikçe arttığına dikkat çeken Arın, dinin, insanların vicdan özgürlüğüyle ilgili bir konu olduğunun altını çiziyor.

Arın, “Çocuk istismarıyla ilgili samimi bir şey yapacaklarsa, dini vakıflardaki çocuk tecavüzlerine baksınlar. O tecavüzler bir kereye mahsustur deyip, Milli Eğitim o vakıflara emanet edildi. Dolayısıyla kimi neyle kandırıyorlar?” diyor.

Arın, cinsel istismar konusunda çocukların eğitilmesini ve sonrasında kimsenin cinsel hayatına karışmamak gerektiğini ifade ediyor.

Arın, zinanın, İtalya’dan alınmış eski ceza kanununda suç olarak kabul edildiğini fakat 2004’te çıkarılan, 2005’te ise yürürlüğe giren yeni ceza kanunuyla suç olmaktan çıkarıldığının bilgisini veriyor. “O bölümü tamamen kadınlar hazırlamıştı. Ben de onlardan biriyim.” diyor.

Eski ceza kanununda zinanın suç olma bakımından kadın ve erkek için farklı tanımları olduğunu hatırlatan Arın, bu yasanın, herkesin yasalar önünde eşit olması bakımından da sorunluluk arz ettiğini belirtiyor:

“Erkeğin zina yaptığını kabul etmek için evli olduğu halde, bir başka kadınla en az 6 ay, herkesin evlilik içinde yaşadığını zannettikleri biçimde ayan beyan birlikte yaşıyor olmaları gerekiyordu. Ancak o zaman erkeğin zinası kabul ediliyordu. Kadının evinde ise bir gece bir adam görülse dahi zina sayılabiliyordu.”

Dolayısıyla Arın, bu maddenin hiç bir Avrupa ülkesinde olamayacağını ve bizim anayasamızdan da çıkartıldığını söylüyor. AK Parti hükümetinin bu anlamda, Avrupa Birliği’yle oyun oynadığını ifade eden Arın, “Amaç, şeriatı getirmektir, başka bir şey değil. Bu adım adım gerçekleştiriliyor. Avrupa Birliğini, ılımlı islamdan yana olduklarına,  medeni olduklarına inandırdılar” diyor.

diken.com yazarlarından, avukat Hürrem Sönmez, Cumhurbaşkanı’nın yetişkinlerin kendi istek ve iradeleri ile sürdürdükleri hayat biçimine dair yorum yapmasıyla ve özel hayatın "toplumumuzun değer yargıları" gibi gerekçelerle, siyasi otoritenin denetleyebileceği ve tanzim edebileceği bir alanmış gibi gösterilmesiyle ilk defa karşılaşmadığımızı hatırlatıyor.

Hürrem Sönmez


Sönmez, bundan 3-4 yıl önce kızlı erkekli öğrenci evlerinin konuşulduğunu ve konuyla ilgili Cumhurbaşkanı’na soru soran kadın gazeteciye “siz böyle bir şeyi hoşgörü ile karşılıyorsanız size hayırlı olsun”  gibi bir yanıt verildiğini anlatıyor.

Sönmez, dolayısıyla bu ve pek çok örnekten yola çıkarak, siyasi iktidarın kendisini, halihazırda hep "toplumun ahlakını korumakla” yükümlü gördüğünü, özel hayata müdahale edebileceği yönünde güçlü bir inanca sahip olduğunu belirtiyor:

“Şu anda konuyu daha da vahim bir noktaya taşıyan şey, bu zina tartışmalarının çocuk istismarı gibi son derece hassas ve can yakıcı bir konu ile birlikte gündeme getirilmesidir.

Bizim hukukumuzda zina evli bir kadın ya da erkeğin eşinden başka biriyle kurduğu ilişki olmakla birlikte İslam'da zina aralarında evlilik bağı olmayan kadın ve erkeğin ilişkisidir. Dolayısıyla Cumhurbaşkanı'nın ‘zina ile ilgili düzenlemeyi de yapmak suretiyle’ derken neyin düzenlenmesini istediğini anlayabilmek pek mümkün değil.”

Zinanın, Türk Ceza Kanunu çerçevesinde suç olmaktan çıkarılarak sadece Medeni Kanun kapsamındaki boşanma sebeplerinden biri olarak telakki edilmesi, özel hayatın korunması ve devletin kişilerin özel hayatına müdahil olmaması anlamında önemli bir yasal değişiklik olduğunu söyleyen Sönmez, şimdi bunun en yetkili ağızdan yeniden tartışmaya açılmasının son derece tedirgin edici olduğunu dile getiriyor.

Erdoğan’ın cümlelerinin altında yatan bir başka mesajın da topluma yönelik olduğuna dikkat çeken Sönmez, yine bu cümlelerin “özel hayata ilişkin özgürlüklerin bu suçların önünü açtığı yönünde” bir mesajı da içinde barındırdığını ifade ediyor:

“Taciz, tecavüz, çocuğun cinsel istismarı gibi suçların önlenmesine yönelik tartışma siyasetin ve hukukun alanı iken, iki yetişkin bireyin kendi özgür iradeleri ile sürdürdükleri hayat, sadece o ilişkinin taraflarını ilgilendiren bir alandır.

Kamusal otoritenin üzerine düşen kadınlara, çocuklara yönelik suçların önlenmesi için gereken tedbirleri almaktır, taciz, tecavüz mağduru kadınları, çocukları gerekçe göstererek arzu ettikleri gibi bir toplum düzeninin inşası için yetişkinlerin özel hayatına karışmak değildir.”