İthalata döviz kıtlığı freni, Katar’ın 15 milyar dolarlık Riyal’i

ABD ile Rahip Brunson geriliminin yaşandığı ve Başkan Trump’ın 1 Ağustos itibarıyla Türkiye’ye bazı ekonomik yaptırımları yürürlüğe koyduğu 2018’de, dolar 7,20 TL’ye fırlayınca Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamed Al Sani, Erdoğan’ın daveti üzerine Ankara’ya geldi.

Cumhurbaşkanlığı Sarayı’ndan servis edilen fotoğraflarda, ceketleri çıkartıp dörtlü yemekte bir arada görülen Cumhurbaşkanı Erdoğan, Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, Katar Emiri Al Sani ile beraberindeki Katar Maliye Bakanı Ali Şerif el-İmadi'nin Türkiye’ye yapılacak 15 milyar dolarlık Katar yatırımı için anlaşmaya vardıkları açıklandı. 

Ardından da iki ülke Merkez Bankaları’nın 3 milyar dolar karşılığı TL ve Katar Riyali tutarında swap anlaşması yaptıkları ikili ticaretin ulusal paralar üzerinden yürütülmesiyle geliştirileceği duyuruldu.

2018’in 15 Ağustos’undaki bu buluşmanın üzerinden neredeyse iki yıl geçti ama 15 milyar dolarlık Katar yatırımı bir türlü gelmedi. 

Büyük tartışmalara yol açan Sakarya’da kurulu Türk Silahlı Kuvvetleri’ne ait Tank-Palet Fabrikası’nın, Milli Tank projesi için Erdoğan’a yakın işinsanı Ethem Sancak’a 25 yıllığına bedelsiz verilmesi ve Katar ordusunun da 50 milyon dolara ortak olması dışında dişe dokunur bir gelişme olmadı.

2019’da merkez bankaları arasındaki swap anlaşmasının tutarı 5 milyar dolar karşılığı TL ve Riyal takasına yükseltilmesine karşılık, yerli paralarla ikili ticaret hacminde de büyük bir artış söz konusu değil.  

Hatta beş yıl süreyle Türkiye’de süper lig maçlarının naklen yayın tekelini alan Katar’lı beIN Sports TL ile sözleşme yapmayı kabul etmeyince, dolar üzerinden ve sabit kurdan anlaşmaya varıldı. Geçen yıl Ağustos ayında 410 milyon dolarlık yayın anlaşmasında dolar kuru 5,80 TL (dolar kuru şu anda 6,79 TL) olarak sabitlendi. 

Dolayısıyla swap anlaşmasının ana hedefi olarak açıklanan TL/Riyal ile ikili ticaret umulanı vermedi. Katar’a ihracat 2018’de 1,1 milyar dolar, ithalat ise 335 milyon dolar oldu. İkili ticaret hacmi 1,4 milyar dolar tutarında gerçekleşti. 2019’da ise ticaret hacmi 1,6 milyar dolar. Türk müteahhitlerinin Katar’da üstlendikleri devam eden işlerin tutarı ise 6 milyar dolar.

Korona salgını ve alınan önlemlerle ekonomik sıkıntıları artan, döviz rezervleri hızla eriyen Türkiye, ABD ve Avrupa Merkez Bankalarıyla dolar-euro swap anlaşması girişimlerinden sonuç alamadı. Çeşitli ülkelerle swap hattı görüşmelerinin sürdüğü açıklanırken, Merkez Bankası (MB) 20 Mayıs’ta Katar ile olan anlaşmanın yenilendiğini, tutarın da 5 milyar dolardan 15 milyar dolar karşılığı TL/Riyal’e yükseltildiğini duyurdu. 

Ancak iktidara yakın medya kuruluşlarının “Katar’dan 15 milyar dolar’ başlıklarıyla duyurduğu bu gelişme, yukarıda söz ettiğimiz gibi MB kasasına milyar dolarların değil Katar Riyali akması anlamına geliyor. 

Bu riyallerin uluslararası piyasalarda dolar veya Euro ile takası söz konusu değil. Ayrıca Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (BDDK) ile MB, TL swap işlemlerini yasakladığı için Katar merkez bankasının da kasasına girecek milyarlarca TL’yi dolara çevirmesi gündemde yok. 

Dövizde eksiye düşen rezervlerin yarattığı endişeye yönelik bir algı operasyonu dışında anlamı olmayan Katar’la swap anlaşmasının yegâne sonucu, eksideki MB rezervlerinin kâğıt üzerinde yaklaşık 10 milyar dolar yüksek gösterilmesine olanak sağlaması.

Eski Merkez Bankası Başkanı ve İYİ Parti Milletvekili Durmuş Yılmaz Sözcü gazetesine yaptığı açıklamada, iki merkez bankasının da ellerindeki TL ve Riyalleri Londra’da satıp dolara çevirmeyeceğini aksi halde ulusal paraların değer kaybedeceğini söyledi.

Durmuş Yılmaz; “Açıklamada yer alan ‘para takası anlaşmasının temel hedefi yerel para birimleri üzerinden gerçekleştirilen ticareti kolaylaştırmak’ ifadesi de gerçeği yansıtmıyor. İki ülke arasındaki dış ticaret hacmi 1,6 milyar dolar iken bu açıklamanın karşılığı yok, kılıf bulma çabası” dedi.

Nitekim, Katar ile swap anlaşmasının duyurulduğu gün yayınlanan Cumhurbaşkanı Kararıyla 800 kalem malın ithalatında gümrük vergileri Eylül sonuna kadar yüzde 30 artırıldı. Daha önce de 21 Nisan’da 3 bin, 12 Mayıs’ta 2 bin dolayında mal, ürün, makine, eşya vb. ithalinde gümrük vergileri yüzde 30 artırılmıştı. 

Beyaz eşya, mücevher, bilgisayar oyunu, kozmetik, lüks tüketim gibi malların dışında, asıl vergisi artırılan ürünlerin arasında ara malı,  yatırım malı, hammaddeler, imalat sanayiinde kullanılan makine, teçhizat, yedek parça gibi kalemlerin ağırlıkta olması dikkat çekiyor. 

Bu durumda ihracata dönük üretim yapan yerli sanayinin üretimi için gerekli aramalı ve hammaddelerin gümrük vergisinin artırılmasında, ithalatın frenlenmesi, bu yolla döviz talebi ve çıkışının engellenmesi amacı öne çıkıyor. 

İktidar gümrük duvarlarının yükseltilmesini, salgın nedeniyle üretim, ihracat ve satışları düşen yerli sanayinin korunmasına dönük önlem olarak açıklarken, asıl neden döviz kaynaklarının kıtlaşması. 

TÜİK’in açıkladığı son verilerle sanayi üretimi mart ayında geçen yıla göre yüzde 2, bir önceki aya göre yüzde 7,1 geriledi. Mart ayında Türkiye’nin ihracatında önemli yer tutan tekstilde yüzde 7,1 hazır giyimde yüzde 16,5 ve ihracatın lokomotifi otomotivde ise yüzde 20,3 üretim düşüşü yaşandı. Salgın önlemlerinin 10 Mart’tan sonra başladığı dikkate alındığında, Nisan ve Mayıs’ta sanayi üretimindeki düşüşün daha da dibe vurması söz konusu. 

Ancak salgın sonrası dönem için ihracatta ve tedarikte Çin’in yerini doldurma iddiasındaki hükümetin, üretimi ağırlıkla ithalata dayalı yerli sanayinin ihtiyaç duyduğu aramalı, hammadde, yatırım malı, makine-teçhizatta gümrükleri yükseltmesi, bu hedefle taban tabana zıt. Dolayısıyla geriye kalan tek gerekçe yerli sanayinin korunması değil, ithalata ayıracak dövizin olmaması.

Ayrıca gümrük duvarlarının yükseltilmesi, mütekabiliyet-karşılıklılık ilkesi uyarınca, Türkiye’nin ihracat yaptığı ülkelerin de Türk ihraç mallarına karşı aynı önlemleri almasına neden olabilir. Bunun yanında gümrük vergilerinin artırılması, Türkiye-AB arasındaki Gümrük Birliği Anlaşması, serbest ticaret çerçevesinde Türkiye’ye karşı uyarı ve yaptırımları, en büyük ihraç pazarı olan AB pazarlarının kapanmasını, mukabil kararlarla Türk ürünlerinin ihracına kısıtlamalar getirilmesini de gündeme taşıyabilir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan hafta başında kabine toplantısından sonra yaptığı açıklamalarda yine Türkiye’ye 2018 Ağustos’undaki gibi döviz üzerinden dış saldırılar olduğunu belirterek kaynakların yurt dışına çekilmeye çalışıldığını söyledi. Erdoğan “Şunu açık ve net söylüyorum: Ülkemden yurt dışına döviz kaçıranlarla ilgili asla merhametimiz olmayacaktır.” dedi. 

Ardından da serbest piyasadan dönülmesi ya da sermaye kontrolünün söz konusu olmadığını sözlerine ekledi. Ancak buna rağmen BDDK’nın aldığı swap yasağı kararları dış piyasalarda sermaye kontrolü algısına yol açınca, önce Citi Group, BNP Paribas ve UBS’e getirilen işlem yasağı kaldırıldı, ardından da 18 Mayıs’tan itibaren TL işlemi yapmayacaklarını duyuran Avrupa takas bankaları Clearstream ve Euroclear’a TL takaslarında “muafiyet tanındığı” açıklanarak geri adım atıldı.

Şimdi de dış ticarette serbestinin gümrük vergisi artışlarıyla baskılanarak kontrol altına alınmasına yönelik girişimlerde, karşı ülkelerin alacağı mukabil kararlarla geri adım atılmak zorunda kalınabilir.

Aslında bir ileri bir geri hamlelerle, her gün değişen kararlarla, deneme-yanılmayla yönetilmeye çalışılan ekonomideki görüntü, çaresizliğin de göstergesi.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.